31 Ocak 2012 Salı

Meçhul'e Mektup



Selam

Yine mi veya bu da nerden çıktı dediğini tahmin edebiliyorum. İnsan doğasında kendine geniş bir yer edinmiş gurur ve ego vb zararlı şeyleri şu an çekmeceye kilitleyerek, kenara koyarak, biraz da senden yola çıkarak birşeyler karalamak istedim, pek de açıklayamadığım bir sebepten ötürü biraz içime gittim, bir nevi hesaplaşma senin hakkında. Başlamadan biten bir arkadaşlığın hesaplaşması belki. Benim için sanki 40 yıldır tanışıyormuşuz gibi samimi ve dürüst bir havada geçen güzel bir akşamın ardından , seni tanıdığıma çok memnun olarak ayrıldım yanından. Tekrar teşekkür ederim lafı geçmişken.. Öyle zor birşey ki yeni bir insanı tanımak aynı şekilde kendini ifade etmek, bırak günleri yıllar alıyor, çiftler bile hayatları boyunca yeni şeyler öğrenebiliyorlar birbirleri hakkında. Dolayısı ile ön yargılı olmamak gerektiğini , egonun ve aşırı gururun ön planda olduğu bir arkadaşlığın bile mümkün olamayacağını kendime söyledim durdum. Her zaman daha iyi olabilmek için de herhalde hayatımın sonuna kadar öğrenmeye , çabalamaya devam edeceğim. Kimsenin olmadığı gibi kendimin de mükemmel olmadığımın farkında olarak tanıdığım yeni insanlardan da birşeyler öğrenmeye çalışarak ölüp gideceğim birgün ama bunu acı-tatlı yaşanmışlıklarla dolu bir hayatın sonunda yapacağım, bu beni çok da sevindiriyor aslında. Iyi ki varsın, senden de çok değerli kazanımlarım oldu aslında bu kısa sürede, arada söylediğin bazı şeyler tek bir kelime bile bende bir şeyleri tetikledi, buradan da hareketle çok değişik yerlere aldı götürdü beni. Uzun zamandır hiç ziyaret etmediğim hatta nerede olduğunu bile unuttuğum kapılara gittim derinlerde. Bu kapıları tekrar açarak içeride uzun zamandır tek başına bıraktığım kendimlerle yüzleşmeme biraz vesile oldun aslında. Bundan da çok memnunum. Genel olarak belki de görünenin aksine içime atan birisi olduğumdan ne kadar çok da şey birikmiş bu kapıların ardında şaşırdım. 

Ama bazı şeyler var ki bu kadar yıl geçmesine rağmen hiç değişmiyor , belki bundan 10-20 yıl sonra bile aynı şeyleri hala yaşıyor , hissediyor olacağım, bu da her zaman şaşırtmaya devam ediyor beni. Hatalar, üzüntüler, sevinçler , başarılar vb şeyler. Keşkelerin bir cevabı olsaydı , kalbin kör bir gözü olmasaydı, elimiz ayağımıza dolaşmasaydı, heyecanlanmasaydık, ağlamasaydık, üzülmeseydik , sarılmak zorunda kalmasaydık daha mı iyi olacaktı herşey ? Bence hayır , sıklıkla söylenen bir söz var , çok da katılırım , mutluluk veya insan için erişmek istediği yer neresiyse aslında önemli değil , ona ulaşırken ki katettiği yol , yaşadıkları önemlidir , bu küçük mutluluklarla hayatına bir anlam kazandırır , bir anlamı olması gerekir yaşamın. Yoksa varmak istediğin yere vardığında bir bakarsın yıllar geçmiş , ömür tükenmiş, herşey geride kalmış, telafisi yok. Yaşam boyu sonucu beklemek yerine o yılları dolu dolu yaşamak onlara bri anlam katmak gerektiğini düşündüm, şu an bulunduğum noktadan memnunum genel olarak , sonuçta insanın doğasında var tam tatmin olamamak ancak herkes gibi eksikliği hissedilen şeylef hep olacak, olmasaydı zaten eksik diye bir kavram da olmazdı, bu da bakıldığında bir bakıma manevi haz veriyor insana, özlem duymak ona kıymetini bilmeyi ve sahip olduğunda doyasıya yaşamasını sağlıyor.. diyerek  yavaşça kapanan kapının ardındaki ses derinleşerek uzuyor ve gidiyor sonunda.

Neyse kapattım kapıyı merak etme yoksa bu sabaha kadar sürer gider , sadece biraz aralamak istedim kapıyı senin de katkının, payının olduğunu bildiğim bu yolculuğumun hatırası olarak. Bazen, insan veya sadece ben, işte böyle durup dururken yazabiliyor buna şahit oldun. Bu yazdıklarımdan belki bir hastalık sonucu da çıkabilir, normaldir , neysem oyumdur , aksini iddia etmiyorum zaten.

Bu seneye iyi başlamadım manevi olarak biraz duygusal dalgalanmalar iş ve özel hayatımdan kaynaklanan ama böyle bitmeyeceği kesin. Eğer buraya kadar okuduysan teşekkürler sabrın için. Tekrar minnettarım samimiyetin ve dürüstlüğün için . Sende beğendiğim en önemli şey medeni cesaretin , açık sözlülüğün, akıllı olmak kaydı ile kendi çizginden ödün vermeyişin. Bunlar güçlü bir karakter için önemli ve gerekli şeyler. Hatalar hep olacak , bunların farkında olduktan sonra daha da güçlenerek tüm sıkıntılarını aşacaksın, biraz sabırlı olman gerek ( bende olmadığı için eksikliğini çok hissediyorum). İnsanların gerçek niyetlerini anlamak zor, sezgiler genelde doğruyu söylüyor böyle zamanlarda, onlara güven, dikkat çekici olduğun ve bunu da bildiğine eminim , sezgilerin seni doğru yere götürür. Tüm olumsuzlukları , insanları hayatından çıkart , direkt hem de tekme, tokat :) onlarla geçen her saniye zarar inan. Bu sene toparlanma ve kendini iyi hissetme senen, bundan sonra da böyle hissetmek senin umrunda , hiçbişeyin sorumlusu sadece karşındaki olmuyor , onu seçen sensin , bu iş-arkadaş-aşk her yerde böyle. Söylenmek yerine farklı bir seçim yapmak lazım. Aklıma geldi keman işine tekrar başlasan süper bişi çok hoşuma gitti, zevk aldın mı bilmiyorum ama aslında müzik ile ilgilenmek ruha da çok iyi geliyor. Ben de yıllar önce bıraktığım yerden sonra uzun zamandır içimde olan piyano ya başlamak istiyorum , hayırlısı.

İçimden bu geldi , korkutmadım ya da endişelendirmedim umarım filmlerdeki gibi notlar yazan , korkutan tipler gibi :)) içimden gelmiş bende durdurmadım. Senden ufak bir kesit görebildim, gördüğüm kadarını da özledim diyereekk bu saçmalığıma bir son veriyorum. gündelik hayatta böyle diyorlar buna.

Sevgilerimle 
Toygar

9 Ocak 2012 Pazartesi

Kırıklar


Yanlış giden birşeyler vardı diye düşündü. Hep aynı son, hüsran, kalp kırıklıkları, yeni bir umutsuzluk döneminin daha başlangıcı, keşkeler , pişmanlıklar ile dolu bir dönem daha başlıyordu.

Belki de hayatın ona anlatmak istediği birşeyler vardı, deniyordu onu, sınıyordu daha iyi birisi nasıl olabilir diye. Kararlıydı artık buna bir son vermeliydi. Değişik yapmalıydı birşeyleri yoksa sonuç hep aynı olmaya devam edecekti. Bunu kesinlikle istemiyordu. Değişim !! sihirli kelime buydu ama söylendiği kadar kolay değildi bu. Gerçekten istemeliydi, hissetmeliydi. Tahmin ettiği kadar zor olmayacaktı. Sebebini biliyordu, nerde yanlış yaptığını ancak gerekli gücü kendinde bulamıyordu. Yaşanmışlar epey yormuş, yıpratmıştı ruhunu. Elinden tutacak , yerden kaldıracak bir ele ihtiyacı vardı son kez. Son bir şanstı tüm istediği, herşeyi düzeltecekti. Ama hayat zordu ve onu sınamaya devam ediyordu. Umudunu yitirmemeye , sabırlı olmaya çalışmaktan başka elinden birşey gelmiyordu. Keşke tüm kırıkların parçalarını birleştirebilse, tamir edebilse, eskisi kadar sağlam olmasa da tekrar anlamlı bir bütün haline getirebilseydi, onu tutsa elinde, hiç bırakmasa, sımısıkı tutabilseydi. 

Onun elinden kayıp gittiği anı hatırladı birden. Zaman yavaşlamıştı elinden kayıp giderken , ağır çekimde ellerinin, parmaklarının arasından kayıyordu. Fark ettiğinde çok geç olmuştu artık. Tekrar tutmaya çalıştıysa da başarılı olamadı. Ellerinden kayıp giderken, kafasında tek birşey vardı. Onsuz bir hayat düşünemiyordu. Birden, onun kendisi için ne kadar vazgeçilmez ve değerli olduğunu hissetti. Parmaklarının arasından kayarken ruhunun da bedenini onun ile terk etmekte olduğunu hissetti. Gözlerindeki parlaklık, yaşam belirtisi, yerini donuk ve anlamsız bir bakışa bıraktı. Ona can veren yoktu artık. Vücudu bir kukladan ibaret bez bir bebek gibi yere yığıldı. Yerde saçılmış kırıklara bakan donuk ve cansız gözlerinden sıcak yaşlar yavaşça süzüldü. 

Bunların bir rüya olmasını ,  birer hayal olmasını hayatında hiç olmadığı kadar çok istedi. Belki dört, beş saniye içerisinde olmuştu herşey ama ona yıllar gibi gelmişti. Hiç olmaması için zamanı durdurmak istemiş ama başaramamış, mümkün olduğunca yavaşlatmıştı. Sonuç kaçınılmazdı onun için. Aslında yabancı değildi tüm bunlara. Kimbilir kaçıncı kırıktı, bu da diğerleri gibi derin bir yara daha açmıştı onda. Asla kapanmayan bu yaralar onu, zaman geçtikçe iyice güçsüzleştirmişti. Artık kendi başına ayağa kalkmaya gücü yoktu. 

Aradan geçen bunca yıldan sonra hala yerdeydi. Ayağa kaldıracak, yardım edecek, elini uzatacak kimsesi kalmamıştı. Hepsini kırmış, paramparça etmişti. Artık nefes almakta zorlanıyordu. Ruhu bile ona dayanamamış , terk edeli çok olmuştu. Artık tek isteği daha fazla kırığa sebep olmadan ayrılmaktı buradan. Çok geçti artık herşeyi değiştirmek için. Kırılanlar geri gelmiyordu.

- Çok üzgünüm kırdığım için sizleri, ben olmasaydım hayat daha güzel olurdu sizin için.. 

Ağır ağır gözleri kapandı, son kez derin bir nefes aldı ve yavaşça içinde kalanlar ile beraber bıraktı kendini.

23 Aralık 2011 Cuma

Aldanmak


Sana bir gülümsemesi yeter
Senden hoşlanır sanırsın
Oturur saatlerce konuşur, paylaşırsın
Tamam dersin, yüreğin erir, onu buldun sanırsın
Onun haberi bile olmaz onu çok sever, sürekli düşünmeye başlarsın
O da seni düşünüyor sanırsın
Onun ile ilgili planlar yapar, hayaller kurarsın
Onun da seni hayal ettiğini sanırsın
Gökyüzüne onun ile beraber mutluluk resimleri çizersin
Sanki karşında gülümseyerek sana poz veriyordur
Herşey mükemmel sanırsın
Hayat onunla daha güzel sanırsın
Aklında daha fazla yer etmeye başlar
Akşamları onu düşünmekten uyuyamaya başlarsın
Aldığın nefesin içinde , kalbinin her atışında onu hissedersin
Onsuz bir hayat düşünememeye başlarsın
Onun karşısında nutkun tutulur, sen değilsindir artık
Onun esiri olursun
Onu el üstünde tutar daha mutlu edebilirim diye düşünmeye başlarsın
Onu düşünmekten kendini unutursun
Onu yüceltir ondan uzaklaşmaya başlarsın
Senin için çok özel olur rahat ve kendin olamamaya başlarsın
Onun seveceğini düşündüğün hediyeler, sürprizler hazırlarsın
Çoğu ona verilmeden çöpü boylar
Çoğu zaman sadece sen öyle düşündüğün için artık o senin için vazgeçilmezdir
Onu görmek ister , sesini özlersin
Tüm bunların onun umrunda bile olmadığını gördükçe
Hergün yeniden ölmeye başlarsın
Asla bitmez sana saplanan bıçak darbeleri
Asla kapanmaz darbelerin açtığı yaralar
Asla durmaz açılan yaralardan akan hüznün ve onsuzluğun gözyaşları
Onun için hiç başlamadan biter senin sonun olan bu hikaye
Sanırsın bu sefer herşey güzel olacaktı
Sanırsın bu sefer onu buldun
Sanırsın onun tarafından sevilmenin onurunu ve mutluluğunu hayat boyu beraber yaşayacaksın
Sanırsın birbirinizi sevmeyi seçen iki kalp bir araya geldi
Sanırsın tüm kirli ve pis düşüncelerden arınmış saf ve çocuksu bir sevgi köprüsü kurdunuz
Sanırsın sonunda seni anladığına emin olduğun, seni özel ve iyi hissettiren
Gözleri parıldatan, gülümseten bir sevgi bağı sonunda kuruldu 

24 Temmuz 2011 Pazar

Öznel Olan

Ben aklımda yarattığım bir kadına aşık oldum, gözüm ondan başkasını görmez oldu. O kadar gerçekti ki kokusunu bile duyabiliyordum. Saçlarını yanaklarımda gezdiriyor, sıcak nefesini yüzümde hissediyor, kalbini sanki elimde tutuyormuşcasına, sanki benim vücudumda atıyormuş gibi yakınımda hissedebiliyordum. Yüzünün ve vücudunun tüm sıcaklığını emiyor, onu sımsıkı sarmış, tüm duyularım ile en ufak bir ürpertisini bile hissetmeye çalışıyordum. Ruhlarımız sanki bir olmuş, aynı bedende kalbimiz çarpıyor, nefes alıyor ve sessizliğimizi dinliyorduk.

Onunla beraber koltuğumuzda uzanıp televizyon seyretmeyi, sabahları kalktığımda onu görerek güne başlamayı, çarşıda beraber dolaşmayı, ona sımsıkı sarılarak geceleri gökyüzünde yıldızları seyretmeyi, ona ellerimle balık yedirmeyi, ağladığında gözyaşlarını silerek yaşlı gözlerinde yansımamı seyretmeyi, kimselere aldırış etmeden sahilde liseli çocuklar gibi elele koşarak çimlere atlamayı , muhteşem toprak ve deniz kokusu ile gözlerinde kaybolarak ciğerlerimi doldurmayı, daha önce kimsede görmediğim kadar güzel ve tatlı gülümsemesini hergün bir kere daha görebilmeyi, onu kaybetmekten korkarak ölümsüz olmayı düşledim.

Onun ile yarattığım yatakta yattım, kusursuz bir dünyada kusursuz bir beraberlik ve adanmışlık yaşadım. Herşeyin  kusursuz olması için sadece onun olması yeterdi. Tüm sevinçlerimi, üzüntülerimi, kimsenin bugüne kadar girmediği, görmediği, duymadığı iç dünyamda ne kadar sevgi kaldı ise, ortaya çıkardım. Tüm duvarlarımı indirdim. Ona koşulsuz, şartsız bağlandım, kendimi adadım, teslim oldum. Hiçbirşey gizlemedim, ne düşündüysem, hissettiysem söyledim, onu dinledim. Onun hakkında en ufak bir şüpheye kapılmadım, tüm içtenliğim ve saflığım ile ona güvendim, sarıldım. Tüm yargılarımdan arındım. Onun da bana teslim olması, sevmesi için içimden Tanrı'ya yalvardım. Hayata gelişimin bir amacı var ise eğer, bu olması için dua ettim. Gözlerim yaşlı, ona karşı hislerimin de karşılıklı olmasını diledim.

Cevabını almadan , daha şimdiden kendimizi mutlu bir çift olarak görmeye başlamıştım bile. Onun ile geçen hergün, sayısız öpüşmeler, mutluluk dolu kahkahalar, hiç bitmeyen konuşmalar, herşey çok güzeldi. Birbirimiziçin yaratılmıştık. Birbirimizi çok iyi anlıyor, gelecek ve çevre kaygısı olmadan günümüzü gün ediyorduk. Sınırsızca ve biraz da fütursuzca harcıyorduk zamanı. Cennete şimdiden gitmiştik. O kadar kusursuzdu ki herşeyi olduğu gibi kendimizi hiç sınırlamadan yaşıyorduk. Çekince, gurur ve korkulara yer yoktu ilişkimizde. Nerdeyse anne karnından çıktığımız an gibi saf ve temizdi herşey, başa dönmüştük, daha önce hiçbirşey yaşanmamış, birbirimizin gözlerine bakarak bu dünyaya merhaba demiştik.

Bu birliktelik, aşk,  ilişki, teslim olma adına her ne derseniz deyin, sonsuza kadar ruhum ile başka bedenlerde de var olmaya devam edecek, bedenin sadece bir araç olduğunu unutmadan.

5 Temmuz 2011 Salı

ZAMAN

Hayata karşı oynadığım maçın ikinci devresinden merhaba. Daha 2 yıl oldu 2.yarı başlayalı geç kalmadınız, meraklanmayın. Tamamı 70 yıl eğer maç daha önce iptal olmaz ise.Maçı almak için berabere biten ilk yarının ardından bu devre son kozumu oynamalıyım. Herşeyimi , bütün gücümü ve zekamı ortaya koymalıyım. 1 gol beni çok rahatlatacak. Fark peşinde değilim, hayata karşı o kadar güçlü değilim. Tek istediğim yalnızca 1 gol, beni değerli, önemli, başarmış hissetmemi sağlayacak, Hayata karşı küçük de olsa karşı gelebilmiş olacaktım.

İlk devre gol pozisyonu bulamadım, oyunu kendi yarı sahamda kısa paslar ile defansif bir yapıda geçirdim. Yaptığım hatalardan ders aldım, karşı takımın oyuncularını tanımaya çalıştım, her birisi ayrı bir iz bıraktı bende. Kimisi ile karşılıklı güldük-eğlendik, kimisi ile ağladık - sızlandık, en güzeli tabi sevdik - sevildik hatta ayrılmak zor geldi topu devamlı taça attık, zamandan çaldık. Bir keresinde bu sebepten ceza bile yedik, zaman çok değerliymiş meğer, herkesin harcı değilmiş onu sorumsuzca harcamak bunu öğrendik sanki çok umurumuzdaydı.

Hayata atılan çalımlar, koşuşturmalar, fauller arasında geçti gitti zaman. Ilk yarıyı bitiren düdük ile irkildim farkına vardım geçen zamanın. Devre arasında geçmişi muhasebeleştirdikten, hesapları kapattıktan sonra nasıl bir 2.yarının beni beklediğini düşündüm daha doğrusu düşünmeye çalıştım. Zaman her zamanki gibi hızla akıp geçti ve düşünmeye fazla da fırsat bulamadan 2.yarı başladı.

Sahaya çıktığımda ilk yarıda oyuna başladığım halime kıyas ile çok daha heyecanlı olduğumu fark ettim. Buna karşın ilk yarıda oyun tarzını biraz da olsa çözdüğümü, onu daha iyi anlamaya başladığımı düşündüğüm Hayat'a karşı hazırlıklıydım. Kafamda hemen bir oyun kurgusu geliştirdim, nelerin beni beklediğini, nasıl kıvrak olacağımı, kendimi herşeye karşı hazırlamam gerektiğini düşündüm. Herşeyi olduğu gibi kabullenecek ve hemen aksiyon alacağım, ilk yarıda yaptığım gibi birbirini kovalayan hayallerin arkasından koşmayacağım. En azından, her gün değişen çocuksu hayallerime çok sevsem de zorunlu olarak veda etmem gerekiyor.

Zaman, bu yarıda benim için çok değerli. Hızla, bir şelaleye doğru akan nehirde sürüklenir gibi zaman da belirsiz bir sona doğru akarak beni sürüklüyor, nehirin sona erdiği ve devamını göremediğim bir sona doğru hızla çekildiğimi hissediyorum. Bir sis bulutu çökmüş, sonu simgeleyen şelalenin sesini duyabiliyor ancak nerede olduğunu ve ne kadar kaldığını göremiyor, tahmin edemiyorum. Henüz olmasa da, belki ileride, sona doğru sürüklenmemek için eskisinden çok daha kuvvetli tutunacağım, belki de ellerimden kayıp gitmesine yaşlı gözler ve pişmanlıklar ile yalnızca seyirci kalacagım hayatımın her bir karesi gözlerimin önünden yavaş yavaş geçiyor. Kareler geçtikçe o anı tekrar yaşıyor, hissediyorum. Kimi zaman yüzümde bir tebessüm önce kahkahaya ardından hüzüne ve gözyaşlarına boğuluyorum. Kalbime bıçaklar saplanıyor, miğdeme iğneler batıyor. Herşeyi olduğu gibi yaşamak, rol yapmadan o olmak bazen ne kadar acı verse de hayatımda beni mutlu eden tek şey olabilir.

Bazen kahkahalar ile anlamsızca gülerken, bazen ise sinirim bozuluyor hüngür hüngür ağlarken buluyorum kendimi. Bazen sinirli ve gergin, bazen sakin hatta vurdumduymaz denebilecek kadar tepkisiz oluyorum. Bazen umurumda bazen umurumda değil. Ölen ölmüş bana ne, hayat devam ediyor nasılsa benim için. Bazen ölen ile ölüyorum hatta beni daha önce gömsünler diye ağır ölü numarası yapıyorum.Acil ölü, bir an önce gömülmesi gerek. Çekilin ! Ağır bir ölü geliyor, yol verin.

Bazen başarılı oluyorum başkalarından herhangi bir övgü beklemeden kendi kendime, bazen ise başarısız, hiç beklemeden tam aksine herkes kendiliğinden sövüyor. Ben başarısız olmayı başarılı olmaktan daha çok sevmeye başladım belki de, ne güzel kimse karışmıyor, gözden uzak, yalnız takılıyorum kendi zamanımda. Onlara neymiş !! Kendi zamanımdan yiyorum, ben onlara karışmıyorum!!. Başarısızlığı seviyorum, yalın, samimi ve içten. Herşey olduğu gibi, değişen birşey yok çünkü ortada sebep de yok. Başarısız oldum o kadar, hadi devam edelim, birşey yok.

Benim için onlar bir araç olmaya başlıyorlar yavaştan. Istediğim veya bir sebepten ihtiyacım olduğu vakit faydalanayım diye. Bencil mi oldum şimdi ? Geçiniz, herkes bencil. Karşılıksız verme diye birşey var ise ancak masallarda, hayal dünyasında hatta en büyük yaratıcılık ürünü diyebilirim.

Bazen de beni sona sürükleyen bedenimi sorguluyorum ne gerek ? Madem bedene can veren ruhum, bedensiz de kendini ifade edebilir, görünme kaygısı, şekilcilik olmadan , bir de bununla uğraşmadan kafa rahat, ruh rahat sonsuzluk.

2.Yarı başladı ve zaman ilk yarıdan daha hızlı akıyor. Gerektiğinde akışı yavaşlatmak için tutunabileceğim sağlam bir dal, bir kaya, belki de diğer bir ruha ait beden yok etrafta. Sondan kaçış yok, suda amaçsızca çırpınmak yerine akıntı ile beraber yüzerek suyun, havanın, manzaranın tadını çıkartmak en iyisi.

10 Nisan 2011 Pazar

Bu Olmadi

Gecmis, her zaman mi hatali gosterir insani ? Geriye donup baktigimda verdigim sozlerin, bir daha yapmamak uzere tovbe ettigim, asla olmaz dedigim, bir daha yasanmayacagini dusundugum ne varsa hepsi birer birer yeniden, hemde eskiden yasandigi gibi ayni tutku ve etki ile tekrar yasanmaya, basima gelmeye devam ediyor ayni hazlari, uzuntuleri tekrar yasiyorum.

Peki .. Bundan rahatsiz miyim  ? Kisa bir sessizlik ve kararsizligin ardindan guclu ve kendinden emin bir ses ile cevabi yapistiriyorum kendime.. `Tabiki Hayir !!!!`  Sevincten veya uzuntuden her nedenden olursa olsun akittigim her damla gozyasina, dusunu kurarak harcadigim zamanin her saniyesine belki de sagligimin bozulmasina bile sebep olan herkese hakkim helal olsun !! Sizin hakkinizi nasil oderim ? Hayati benim icin yasamaya deger kildiniz, sayenizde benzer yogun duygulari ve hisleri tekrar tekrar yasadim, tekrar tekrar sevdim, kizdim, uzuldum, nefret ettim kisacasi asik oldum.. 

Zaman hizla akip geciyor, kim bilir kac kere daha benzer hisleri yasayacagim ve paylasacagim bilmiyorum, iste sadece buna uzuluyorum, hayalkirikligina ugramaktan korkmuyorum, ya yarin benden bir parcayi yapayalniz birakip da gidersem.. Iste bu olmadi... 

6 Şubat 2011 Pazar

Geriye Kalan

Bir ömrün yarısı geçti gitti neredeyse iyimser bir tahminle. Eskiden hep anlatırlardı yaşça benden büyük olanlar, ileride hayata bakisin cok degisecek, o zaman ne demek istedigimi anlayacaksin derlerdi. Bende sanki hic o zaman gelmeyecekmis gibi alayci bir eda ile dinler gecerdim, ben onlar gibi olmayacagim, onlar hata yapmislar ben yapmayacagim derdim. Aptal bir cesaret ve cok bilmislik ile sanki zaman durmus hic akip gecmeycekmis gibi gelir, ileriye iliskin planlar yapmazdim. Daha dogrusu aliskanlik ve tarz olarak hep planlar yapardim, ancak belki de gerceklesmeyen planlarin bende yarattigi hayalkirikligi cok agir gelmeye basladigi icin daha fazla yipranmamak adina plan yapmayi birakmaya zorladim kendimi. Bu konuda o kadar basarili oldum ki, cevremde plan yapan insanlar gorunce garipsemeye bile basladim. Plan yapmanin beraberinde getirdigi ileriye donuk beklentiler ve gerceklesmeyen, basarisizliga ugrayan planlarin da beraberinde getirdigi hayalkirikliklarini istemiyordum artik.

Bu, bundan yillar once uygulamaya koydugum hayalkirikliklarini azaltma projemin bir parcasiydi ve su ana kadar gayet basarili oldugumu soyleyebilirim. Ancak hayatimin bu doneminde, eskiden beni cabucak umutsuzluga surukleyen basarisiz planlardan farkli olarak, hayatimin diger kalan kismini bir baska deyis ile sonunu nasil gecirecegimi dusunmeye basladim. Neler yaptim, neler yapacagim, neler kaldi yapmak isteyip de yapamadigim, nelerden pismanlik duydum, utandim, vazgectim, nefret ettim, sevdim, uzuldum.. Bundan sonra ne yapmak istiyorum, ne olmak istiyorum, omrumun basi ile sonu baglantili olmak zorunda mi ? bunlari dusunmeye basladim. Dusunerek hizla akan zamani yavaslatmak, durdurmak mumkun olsaydi eger benden uzun yasayan cok az kisi olurdu herhalde. Karar verme zamani artik, eyleme gecme zamani, dusuncelerin beni bir yere goturecegi yok, gelecek zamani olusturmak icin harekete gecmek ile onu dusunmek arasinda onemli bir fark var. En iyisi bir an once uygulamaya gecmek dusunduklerimi , yeteri kadar zaman harcandi bu konuda, ne olacaksa olsun, zamanimin geriye kalan kismi ile yuzlesmeye, mucadeleye hazirim artik, gec bile kaldim. Vakit geldi, derin bir soluk alip beni bekleyen sonu yasamaya gidiyorum, bu kadar mola yeter, daha iyiye, daha mukemmele yola cikiyorum. Hayatimi zirvede noktalayacagim.

10 Haziran 2010 Perşembe

Kaçıp Gidesim Var

Hiç kimse değişmiyor, aynen son bıraktığım gibi. İçimi sızlatan, hayal kırıklıkları içerisine yuvarlanmama vesile olan onun geçmişte olduğundan hiç mi hiç farkı yok.

Bu kadar zaman geçti karşıma çıktı yine aynı hep aynı. O kadar çaba sarf etmeme rağmen gönülden bağlandığım onun ile bir daha temas etmeme gayretlerim boşa gitti. Nerden çıktı geldi bilmem ama hiç iyi etmedi.

Onu görür görmez, sesini ve kendine has kokusunu duyar duymaz, beynim istem dışı bir hareketle hafızamı , geriye onun ile birlikte geçirdiğimiz unutulmayan o güzel günlere  geri sardı birden. Kafamı dağıtmaya, o film şeridi gibi kafamdan geçmekte olan hayatımın en güzel anlarını gözlerimin önünden kaçırmaya çalıştım panikle. Bunları yapmaya çalışırken , onu yok sayarak unutmaya çalışırken, karşısında durmuş sırf havadan sudan konuşayım diye iyice saçmalamaya başladım. Ama nafile.. Kafa gitti bir kere.. Onu geri döndürmek mümkün değil.

Mantık dışı söylemler, hareketler yaparak sanki geçmişe bir zaman makinesi ile geri dönmüş , aradan hiç yıllar geçmemiş, eskiden olduğu gibi tutkulu iki aşık gibi başbaşa kalıp birbirimizin gözlerinin içinde kaybolurken ellerimizi birbirine kenetler ve bir yandan kahvelerimizi yudumlar halde buldum kendimi.

Kesinlikle kaybettim kendimi diye içimden geçiriyor ancak bu iç sesimi , mantığımı, gördüklerim, gözlerim kesinlikle doğrulamıyordu. Karşımda duran o duru güzelliği ve beyaz teni ile ışıl ışıl parlayan, bugün olsa yine yapardım, onu severdim diyeceğim  ile karşılıklı oturuyordum.

Ne olduğunu anlayamadan yine kendimi, onun büyüsüne kaptırmış ağzım yarı açık bilincim kapalı ne dediğini, anlattığını bile tam olarak dinlemeden sadece gözlerinin içini, daha derinleri hayranlıkla izlerken bulmuştum. Herhalde dışarıdan birisi resmimizi çekse, vücut dilimden ve halimden lisedeki aşıklar gibi ilk buluşma gerginliğini ve stresini aynı zamanda suratımdaki o aptal gülümsemem ile beraber "Hayatın İçinden - Kaybetmeye Mahkum Olanlar" resim yarışmasında bu resim ile dereceye girerdi diye düşünüyorum. Hatta tablosu bile yapılır ileride tarih kitaplarında aptal aşıkların sonu böyle oluyor diye çocuklara, bu tablonun bir minyatürü "Bkz. Şekil A1" şeklinde görsel olarak anlatılır.

Her güzel şeyin olduğu gibi yine bu sürpriz karşılaşmanın da sonu gelmiş çatmıştı. İşi vardı ve gitmek için izin istiyordu. Daha da kötüsü bir daha ne buluşacak ne de görüşecektik. İki eski "dost" tesadüfen karşılaşmış ve aradan geçen bunca zaman içerisinde neler yaptıklarını birbirlerine anlatmışlardı hepsi o kadar. Her gün belki de milyonlarca böyle iki eski dostun karşılaşıp kimisinin ayak üstü kimisinin ise bizimki gibi daha teferruatlı bir organizasyona girişerek yaptığı gibi.

Ama benim için sanki hayat bitmiş, son nefesimi az sonra verecekmişim gibiydi. Sanki o vedalaşmadan sonrası yoktu hayatımda , planlanmamıştı, yazılmamıştı.

Nitekim o kalktıktan sonra ben yaklaşık bir saat kadar daha kendime, günümüze gelmeye çalıştım. 4-5 fincan kahve içtiğimi hatırlıyorum. Etrafta oturan, birbirleri ile cilveleşerek tatlı tatlı sohbet eden çiftleri görmezden gelerek orada bulduğum tarihi geçmiş bir dergiyi karıştırdım bu bir saat içerisinde.

Kafeden , aniden bastıran yağmurdan ıslanmamak için ince montumu başıma siper ederek hızlıca çıktım. Yağmurdan kaçışan insanlara, onun yürüdüğünü düşündüğüm arnavut kaldırımı taşlarının arasından oluk oluk hızlıca akan yağmur sularına gözlerim daldı birden ıslandığımı bile unuttum.

Acaba ?? Kendimi suçlayarak ağır adımlar ile evin yolunu tuttum. Acaba herşey farklı olabilirmiydi ? Boşver dedim sonra kendi kendime, geçmiş  yaşadığımı unutturuyordu, esir ediyordu kendine. Çok uzun zaman geçmiş dersimi çalışmış ve diğer güzel anılarımın arasına arşive kaldırmıştım onu çoktan. Nerden geldi aklıma böyle ? Nerden çıktı karşıma ? Hadi bakalım neyse gireyim şuradaki bara içerisi oldukça kalabalık ve insanlar da eğleniyor. Kaybetmek yok her son yeni bir başlangıç olduğu gibi her kaybedilen de kazanılan yeni bir tecrübe, ders ve daha mutlu olmak için bu yolda atılan önemli bir adım, korkusuzca, daha kaliteli ve cesaret ile yaşamaya devam.

21 Mayıs 2010 Cuma

Kisa Kisa

Vapurdayim gunesli bir bahar gunu hava ilik, lodos, gelecek yagmurun habercisi. Mis gibi deniz kokusunu cigerlerime cekiyor, gunesten kamasan gozumu kismis bogaz kiyisina yanasmakta olan oldukca buyuk bir yolcu gemisine ve muhtemelen cogu ilk defa ziyaret edecekleri bu guzel sehire bir an once ayak basmak icin sabirsizca guverteden etrafi seyreden, ellerinde makinalari ile bu essiz ani goruntuleyen turistlere bakiyorum. Indikten sonra neler yapacaklar, nerelere gidecekler, nasil anilar ile geri donecekler onlardan birisiymis gibi dusunmeye calisiyorum, cok guzel hikayeler buluyorum kendimce.

Vapur agir bir manevra ile iskeleye yanasiyor, insanlar sabirsizca daha yanasmadan inmek icin kalabalik olmus bekliyorlar. Hic acele etmeden sonlarda iniyorum adimlarima dikkat ederek agir agir. Sebepsizce sadece biraz bogaz ve deniz havasi almak icin ciktigim kisa yolculugun sonunda vapurdan inerken bir yandan ne yapacagima karar vermeye calisiyorum. Indikten sonra soyle bir durup derin bir nefes aliyorum, marti sesleri ile hircin denize bakarak o ani kafamda resmediyorum ileride hep hatirlamak uzere. Kafami sola ceviriyorum Karakoy Limani ve gunun bu saatine gore oldukca iyi sayilabilecek 5-6 masa dolusu musterileri ile balik lokantalari. Sagima bakiyorum neredeyse gunun her saati oltalarini dalgali denize sallandirmis rastgele ne cekerlerse, deniz onlara ne hediye ederse avlanip satan veya sirf keyif olarak bunu yapan ve bunu etraflarina belli etmekten hic cekinmeyen elleri olta sallamaktan, yem hazirlamaktan ve tuttuklari baliklari ayiklamaktan nasir tutmuslari tarihi seyrediyorum Galata Koprusunde.

Kuskusuz Galata Koprusunden kisa bir yuruyus yaparak karsi kiyiya Eminonu'ne gecmek daha cazip geliyor. Onlarca baharat kokusunun birbirine karistigi ve her derde deva marifetleriyle alicilarini bekleyen rengarenk sira sira dizilmis baharatlariyla Misir Carsisi icerisinde kalabaligin arasinda dolanmak, kendimi carsinin yapildigi 1500'lerin sonlarina II.Selim zamanindaymis hissine kapilmama neden oluyor.

Carsida uzun bir sure dolandiktan sonra soluklanmak icin carsida yer alan bir kahve'ye oturuyorum. Sade bir turk kahvesini agir agir gelen gecene bakarak yudumluyorum, carsinin serin havasi ile beraber tum yorgunlugumu attigimi, tarifi imkansiz bir mutluluk ve huzur hissinin icimi kapladigini hissediyorum.

Meydana tekrar geri donuyorum. Vapur iskelesine dogru yonelirken birden Nimet Abla gisesinin onundeki kalabalik dikkatimi cekiyor. "Aksam cekiliyor ! Son Biletler ! " sesleri arasinda insanlarin sanki yangindan mal kacirirmiscasina birbirinin ustunden giseye ulasmaya calismasi ve hic tereddut etmeden kalan biletleri almak icin ellerindeki paralari onlerindekilerin ustunden saticiya ulastirmaya calismalari cok eglenceli bir goruntu olusturuyor benim icin. Bir muddet bu Nimet Abla meydan muharebesini izliyor, biletlerini alarak yeni dogmus bebeklerine bakar gibi ellerindeki biletlere bakan, gozlerinin ici gulerek huzurlu ve mutlu bir sekilde oradan ayrilanlari seyrediyorum. Sanki ikramiye kazanmis gibi yuzlerinden ve bedenlerinden okunan o coskularini ben de az da olsa hissediyorum icimde, ellerindeki o kagit parcasini, hayatlarinda sahip olduklari en onemli seymis gibi buyuk bir umut ile siki sikiya tutan insanlari izliyorum. Oldukca keyif aldigimi soylemeliyim. Yaklasik 10 dakikadir izledigim umut ve heyecan dolu kalabalik benim de uzerimde benzer bir etki yaratmis olacak ki son kalan biletlerden bir ceyrek de ben aliyorum. Istenmeyen bir ayrilik oncesi, sevgilisinin gozlerinin icine son kez bakan tutkulu bir asik gibi gozlerimin ici parilti ve huzun dolu bir sekilde biletime bakiyor, dusururum korkusu ile simsiki tutarak cuzdanimin icine dikkatlie yerlestiriyorum.

Hizli adimlar ile vapur iskelesine yanasirken az farkla kacirdigimi ve bir sonraki seferin 20 dakika sonra yapilacagini isikli tabeladan okuyorum. Keske acele etseydim diyerek iskelenin disinda etrafa bakarak beklemeye koyuluyorum. Istahli bir sekilde Balik Ekmek yiyen insanlari seyrediyorum. Gercekten acikmis olmalilar.. Susuzluklarini cok uzun yillar hizmet ettigi anlasilan tekerlekli bir tezgahta tursu suyu satan, yaptigi iste usta oldugu belli olan yasli tursucunun elinden aldiklari, yarisina kadar tursu ile doldurulmus suyu icerek gideriyorlar. Bir diger yanda ise Istanbul Bogazinin keyfine varmak isteyen  yabanci turistlerin dikkatini cekmek icin yarim yamalak ingilizce anonslari ile musteri kapma yarisina giren tur motorlari dalgali denizde sallaniyorlar.

Nihayet Vapur dalgali denizden olsa gerek normalden daha uzun bir surede agirca iskeleye yanasiyor. Iskelede beklemekte olan kalabalik en iyi yeri kapmak icin birbiriyle yarisarak hizli adimlarla vapura yoneliyor. Bu kalabaligin arasinda olmak istemedigimden sonlarda biniyorum ve sansima tek kisilik disarida bir yer buluyorum kendime. Bu guzel havada iceride oturmak olmaz. Donus yolunda Lodos tan dolayi hircinlasmis denizi, dalgalarin ayaklarimizin hemen altinda vapura carparak havada dagilisini ve ardinda deniz yuzeyinde biraktigi beyaz kopukleri, vapurdan atilan simit parcalarini kapmak icin havada cesitli akrobatik hareketler yapan martilari, bogazdan gecen diger gemilerde yolculuk edenleri ve Uskudar sahilinde yer alan Kiz Kulesine gidiyor gozlerim.

Ozellikle gozlemledigim kisilerin olasi hikayeleri ile dolu olan kafam ve bunlardan esinlenerek yarattigim  sanal dunya icerisinde vaktin nasil gectigini anlayamadan bu kisa yolculugun da sonuna geliyorum, vapurumuzun yavaslamasi ve yanasmak icin manevraya baslamasi ile birlikte. Bu sebepsiz ancak oldukca keyifli yolculugumun, sebebi uzerine kafa yormadigim, yarattigi huzur ile eve dogru yola koyuluyorum.

10 Ekim 2009 Cumartesi

Veda

Bir baskasi daha cikiyor , gidiyor hayatimdan , sevdigim , deger verdigim bir baskasi daha , yasamimdaki suresini doldurdu ayriliyor , kopup gidiyor , uzaklasiyor benden ... Kimbilir ne zaman gorurum , duyarim ondan bir haber , belki hic.

Hep soyledim , itiraf ettim aslinda onu ne kadar sevdigimi , gunumu , ruhumu ne kadar aydinlattigini , icime huzur , yuzume tebessum getirdigini , sanki butun vucudum hucrelerim yenilenmis gibi enerjik , dolu ve capcanli hissettirdigini bana..

Ama ona soylemedim bunlari , kendime soyledim , icimdeki boslukta yankilandi itiraflarim , ona uzaktan bakarken kendi kendime soyledim , ozgur iradem ile kendimden emin ve kararli. Gurur duydum kendim ile . Sonunda itiraf edebilmistim nadir de olsa birisinin bana can kattigini , mutlu hissettirdigini , daha iyi olmam icin bana guc verdigini.

Ve geldi catti yine ayrilik zamani artik. Toplanmam gerek , onu bellegimden silmem gerek , o yok artik , olmayacakta. Hafizami bundan sonra yasayacaklarima adamaliyim , veda etmeyecegim. Birden olsun hersey , o uzuntuye katlanmak istemiyorum , soguk ve hicbir seye aldiris etmeyen Toygar olmaliyim , hem uzulmem ki ben boyle seylere...

Insanoglu oldukca ayrilik da hep olacak , kacinilmaz bu. Ne gerek var bunun icin uzulmeye , dert etmeye. Istemesem de bu olacak , bunu degistirmeye calismak yerine bundan etkilenmemek icin harcarim gucumu. O bilmesin onun icin aslinda neler hissettigimi , bilse ne olacak zaten.

Gecmisimde buna benzer sekilde benden uzaklasmasina izin verdigim , mudahale etmedigim sevdiklerime baktigim zaman hepsi cok mutlu bir hayat suruyorlar. Bunda , benim kararimin etkili oldugunu dusunuyorum hep. Olaylara mudahale etmeden , zamani gelince ayrilip gidiyor herkes , sonucta cok da iyi ediyorlar aslinda su an ki durumlarini gordugumde bundan daha emin oluyorum. Demek ki iyi yapiyorum. Benim nasil hissettigim , dusundugum onemli degil , onemli olan onlar icin en iyisinin olmasi.. ve oluyor da sayemde.

Bazen sevmek onun gitmesine izin vermektir. Buna yurekten katiliyor ve uyguluyorum da , hep gitmelerine izin veriyorum , artik bunlar cok gecmiste kalsa da bundan sonrakiler de ayni olacak. Bencillik olur aksi.. Hem alistim artik bu veda faslina , her ne kadar onu da kendi icimden yapsam da. Ona sadece hoscakal diyebiliyorum , gozlerine bile bakacak gucum yok , boynum egik , 'yolun acik olsun.' Fazla uzatmaya gerek yok , gitsin bir an once , onu bekleyen onu mutlu edecek bekleyenine kavussun , harika bir hayat , mutlu bir aile ve cocuklar.. Daha ne bekliyor , hadi gitsin cabuk.

Herseye ragmen uzulmemek elde degil muhakkak ama bir yandan bunun onun icin en iyisi oldugunu dusunuyorum , bu da beni teselli eden tek sey , mutlu olsun baska birsey istemem.
Onun ile cok yakin olmadigim ama ayni ortamda gecirdigim her saniye icin ne kadar sansli oldugumu dusunuyorum , yeniden bir sans verilse tekrar onun ile ayni ortamda olmayi secerim. Yasamima deger katan , tanidigim sure icerisinde hayatima anlam kazandiran ona , zaman zaman beni uzmus ve hayal kirikligina ugratmis olsa da cok sey borcluyum.

Ne mutlu bana seni tanidigim ve seni bekleyen harika bir yasantiya ugurladigim icin..

10 Haziran 2009 Çarşamba

Gecmis Ola

hersey bos iste bir varsin bir yoksun... ne gerek var uzulmeye , uzulecek hayati bile bulamayabiliriz.. bilmiyorum boyle seyler insana yasadiginin degerini hatirlatiyor cok kotu , akil mantik almiyor iste... donunce gorusuruz veya birisi ile vedalasiyorsun yarin gel goruselim ama yarin olmus o artik yok , ne kadar basit , ne kadar kirilganiz , bu kadar kolay aslinda hayatimizin sona ermesi ... dusunuyorum da bir cam sarap kadehi kadar ince ve kirilganiz , en ufak bir darbe bile koskoca yillarin , yasanmis onca seyin yok olmasina , sanki hic yasanmamiscasina , arkasinda herhangi bir delil birakmadan birileri tarafindan yasandigina dair, yok olup gidiyor bizimle beraber.. geride kalanlarin , kimin umurunda , hayat devam ediyor... dunyadan bir kisi eksilmis , bosveeerr , al iste yenisi de geldi , bir bebek dunyanin obur ucunda dunyaya geldi , varsin gitsin oburkusu kime ne , hayat devam ediyor degil mi ? degil.. ertelediklerinin acisini yasamak yerine onlara kavusmanin sevincini yasamak daha dogru gibi geliyor , bir daha asla goremeyecekmis gibi , hic utanmadan , sikilmadan , tum ciplakligi ile ona sevdigini , deger verdigini , ona sahip oldugun icin ne kadar sansli oldugunu soyle , digerlerine gulumse ki icindeki tatli huzur ve iyimserligi paylas , paylastikca buyusun mutlulugunuz , yayilsin etrafa , heryere , icinden gulmek gelince gulumse tutma kendini , sebepsiz yere de olsa , sana deli de deseler yine de gulumse ortada hic bir sebep yok iken , yansisin sana gulumsemen ondan , katlanarak artsin gulumsemeler ve yarattigi iyi hisler..


29 Nisan 2009 Çarşamba

Sana..

sen güçlü kız , sen her zaman daha iyi ve daha doğru olmaya gayret gösteren , devamlı çabalayan , asla yılmayan , pes etmeyen sen..

sen bir çoğumuzdan daha şanslısın aslında her ne kadar aksini düşünsen de .. bu şans tamamen senin kendinle ilgili , sahip olduklarınla değil aslında.. kaybettiklerinin sana kazandırdıkları , bunlar için ödediğin bedel senin acı ve vazgeçme eşiğini hepimizden çok ama çok yukarıya taşıdı.
Sen hepimizden çok sağlığın , ailenin kıymetini ve önemini biliyorsun ve daha da artarak bu bilinç seni mükemmelliğe , huzura ve mutluluğa taşıyacak.

Bedeli ne olursa olsun , hepimizin daha mutlu olmayı öğrenmemiz gerekecek bu dünyada , bu kaçınılmaz.

Ne zaman öğrenir , öğrenmek için çaba gösteririz , hayat bizi sınamayı o zaman bırakır ama hiç bir zaman zorlu sınavlar/dönemler peşimizi bırakmaz.. Her zaman hatırlatır bize neyin ne kadar önemli olduğunu , varoluş sebebimizi ... İnancımızı sınar devamlı , onu kaybetmememiz için.. Sevgiyi çıkartır karşımıza ama zorlar , oynar bizimle yokluğunu anlayalım bir daha sırtımızı dönmeyelim diye..

Kaybettiklerin veya kaçırdıkların , seni hayata daha iyi hazırlamak , ileride daha mutlu olmanı ve etmeni sağlamak için bu dünyanın oynadığı masum bir oyun aslında , kazanan belli .. Sen !!!

24 Nisan 2009 Cuma

Yok Olan

Bazen .., aslında çoğu zaman hatta her zaman , etrafımda gördüğüm insanların içine girerek onlar gibi yaşıyor , düşünüyormuş gibi hissederim. Buna , dozu ayarlı bir şekilde yapıldığında , empatik yaklaşım denebilir. Onu anlayabilmenin ötesinde , aslında , başka hayatlara duyduğum ilgi yatıyor bunun altında. Asıl sebebi , başkalarının hayatına duyduğum merak , onların neyi ne için yaptığı , nasıl düşündüğü , neden öyle davranıp neden öyle konuştuğu , neden o tercihleri yaptığı ve kararları verdiği gibi davranış biçimleri.

Küçüklüğümden beri yolda yürürken , bulunduğum ortamlarda tanıdığım veya tanımadığım insanların yüzlerine hareketlerine bakarım. Bu , yıllar boyunca yaptığım pratiklerin de etkisi ile onların kim oldukları ve nasıl bir yaşamları olduğu konusunda ipuçları verir bana. Yanılıyor olabilirim , önemi yok bunun. Sonuçta sadece beni ilgilendiriyor düşündüklerim , vardığım sonuçlar.

Başlarda eğlenmek amaçlıydı bu düşüncelerim. Çoğu zaman , çocukluk işte , insanlara bakar içimden kısık bir sesle onları seslendirerek dalga geçer ve gülerdim kendi kendime. Hele çiftler , bu iş için tam biçilmiş kaftan. Bazen tartıştırırdım , bazen birbirlerine bakışlarından yaptıkları hareketlerden işime geldiği gibi komik bazen de arsız sonuçlar çıkartırdım.

Yaş ilerledikçe belki düşüncelerim herkesin olduğu gibi değişti benimde. Artık onlara baktığımda daha çok hüzün görmeye başladım kim bilir belki kendim öyle olduğum için onları da öyle görmek istediğimden. Bu sayede kendimi daha iyi hissedecektim belki de..

Dışardan bakıldığında kim bilebilir 30'lu yaşların getirdiği o ağır ve donuk duruşun altında , kalbi küçük bir çocuğunki gibi hızlı ve çoşkulu çarpan , kafasının günlük sorunlardan ve işten çok muzır çocuklarda olduğu gibi 1000'lerce hinlikle dolu olduğunu ve bir kızı gördüğünde hala liseli çocuklar gibi ilk görüşte hemen aşık olabildiğini ? Sonrası hiç önemli değil çünkü o yaşamını , tutkuları ve hayalleri üzerine kurmuş . Aslında hüzünler de onun için birer mutluluk .. Hüzünlerin de onu mutlu eden şeylerin sonucu olduğu düşünüldüğünde. Bundan hiç pişman değil kendisi , birçoklarına göre bakıldığında hala bir baltaya sap olamamış olsa bile.

Neyi yanlış yapmıştı ? Kimi incitmiş ve kırmıştı ? Kime zararı dokunmuştu ? Bilakis , herkesin yardımına koştu hatta bazen onların mutluluğunu kendisininkine tercih ettiği oldu. Eline hiçbir şey geçmedi elbette. Hatta çok şey kaybetti , birçoğuna göre boşunaydı bu çabaları , biraz da kendisi için yaşamalıydı , kendisini şımartmalı , mutlu etmeliydi. Ama o , başkalarının mutluluğu ile mutlu oluyor , üzüntüsü ile kahroluyordu.

Mutluluğa giden yolun başkalarının mutluluğundan geçtiğini anlaması çok uzun sürmedi. Şimdilerde ise aslında doğru yaptığı şeyin , diğerlerinin yozlaşmış yaşam tarzları ve davranışları yüzünden kendisinin mutsuzluğuna yol açmasına bir anlam veremiyor. Gitgide yalnızlaşan bu dünyada , kendisini eskisine göre daha da yalnız hissediyor. Tam bir kıvılcım görür gibi olduğunda çok geçmeden bunun bir aldatmacadan ibaret olduğunu anlıyor.

Büyük hayalkırıklıkları içerisinde kendisine mi yoksa yok olup giden değerlere ve sevgiye mi üzülsün bilemiyor..

Zararlılar

Sıkıldım insanların aslında yaptıkları şeylerin altında yatan gerçek sebepleri görmekten , sanki ölüleri görüyor ve onlarla konuşuyormuş gibi , insanların maskeleri altında gerçekte birbirleri için kin ve nefret dolu hisler beslediğini görmekten sıkıldım.

Herşey yapmacık , sözlerin , gülücüklerin altında gözler ele veriyor yalanı , fırsat kolluyor herkes birbirine zarar verip bundan kendisine pay çıkartabilmek için , bencilce egolarını tatmin edecek , kısa ve hergün tekrarlanan sahte mutluluk baloncukları ile koca bir yaşamı sürdürmeye çalışmak için.

İçim daralıyor , bu kadar menfaatçi , çıkarcı , bencil ve yalancı insanlarla çevrili bir ortamda bulunmaktan nefes alamaz hale geliyorum. Elimde olsa hepsini başka bir yere benden uzağa gönderirdim. Mutsuz ve huzursuz oluyorum , hepsi aptal ve beyinsiz denecek kadar cahil. Farkında değiller bile , çoğu zaman yaptıklarının ne kadar iğrenç olduğu hakkında en ufak fikirleri bile yok. Robotlaşmış , bir başkası tarafından yönetilen günümüzün çağdaş ve modern diye etiketleyebileceğimiz kuklaları haline gelmişler.

Etraflarına mutsuzluk , şiddet , huzursuzluk ve kötülük yayarken kendileri bundan değişik bir haz alıyorlar. O kadar ustalaşmışlar ki , bu kendiliğinden yapılan bir davranış haline gelmiş. Zararlı birer yaratık olmuşlar. Kurtulmak lazım bunlardan.

11 Şubat 2009 Çarşamba

Bir Karadeniz Akşamı

Soğuk bir Şubat akşamı Karadeniz’deyim. Hava ani bir şekilde dünden bugüne 6-7 derece birden soğudu. Soğuk etkisini , iki gündür hiç durmadan devam eden sağanak yağış ve kuvvetli fırtına ile beraber iyice hissettirdi.
Yoğun geçen bir günün ardından deniz kıyısındaki odamda , balkon kapısı açık , ciğerlerime taze ve tertemiz deniz kokusu ile beraber kış soğuğunu çekiyorum. Hasta bile olsam razıyım , her zaman bulamıyorum buranın havasını , bu fırsatı da iyice değerlendirmek istiyorum soğuğa ve akan burnuma aldırış etmeden.
Fırtınanın da etkisi ile deniz çoğu zaman görmeye alışık olduğumuz hırçın Karadeniz işte.. Dalgalar sertçe kıyıya , kayalıklara vuruyor , sıçrayan sular sahile taneler halinde dökülüyor. Dalgaların kıyıya çarpışı hiç de küçümsenmeyecek derecede gürültü çıkartıyor. Gece uzun olacak benim için , olsun gürültüden uyuyamasam da sabaha kadar dalgaları , denizi dinlemek huzur veriyor bana , razıyım uykusuz kalmaya da..
Perdeyi aralayarak balkonun açık kapısından dışarı çıkıyorum. Kıyıya çarpan 2-3 metrelik dalgalar ürkütüyor birden , denize sadece 10-15 metre mesafede olduğumu düşününce. Limana giriş için teknelere kılavuzluk eden cılız bir ışık haricinde deniz karanlık. Ufuk görünmüyor , puslu bir hava var denizde. Çok uzaklarda , Karadenizde sıklık ile rastlanan bir platforma ait olduğunu düşündüğüm belirli belirsiz bir ışık var , o kadar.
Denizin hırçın ve saldırgan görünüşü ,doğanın istediği zaman herşeye hakim olabileceğinin bir işareti , bunu asla unutmamamız için bir uyarı olarak görürüm hep. Doğaya karşı koymak mümkün değil.
Gece , bulutların arasından belirli belirsiz görünen dolunay’ın da etkisi ile deniz aydınlık. Limanın biraz açığına kadar net görebiliyorum denizi , kıpır kıpır , kıyıya ulaşmadan dalgalar açıkta büyük çukurlar oluşturuyor deniz yüzeyinde , sanki canlı bir varlık az ötemde sinirli bir şekilde , yerinde duramıyor , beni bekliyor , bana göz dağı vermeye çalışıyor bir tür. Limanda tekneler dalgalardan uzak , sanki evlerinde inzivaya çekilmiş fırtınanın durmasını bekliyorlar tekrar açılabilmek için denize.
Dışarıda kimse yok , herkes bu soğuk akşamı evinde sobalarının başında ısınarak geçiriyor bacalardan tüten ve rüzgarda sağa sola savrulan dumanlardan belli. Kimisi televizyon seyrediyor , kimisi çocuğunu yarın okula hazırlıyor , kimisi yatmak için hazırlanıyor , kimisi camdan dışarıyı seyrediyor dalmış.. Kısaca ev hali işte , herkes günü noktalamaya ve yeni bir günü karşılamaya hazırlanıyor.
Yaklaşık yirmibin nüfuslu bir kasaba burası. Yazları sahile gelen yazlıkçılar ile bu sayı iki hatta üç katına kadar çıkıyor. Sahil yolu yaz akşamları trafiğe kapanıyor. Akşamları aileler çocukları ile dondurma ve çekirdek eşliğinde sahili baştan aşağı ağır ağır turluyor bu kalabalığı hızlı adımlar ile kız veya erkek arkadaşları ile buluşmaya giden , bakımlı ve özenle giyinmiş gençler bozuyor. Tipik bir yaz akşamı işte. Gündüz sahilde güneş altında denizde vakit geçirmiş , günün yorgunluğunu akşam yenen hafif bir yemekten sonra , tanıdık simaların arasında turlayarak keyif çıkartan bir kalabalık.
Esen hafif meltem , sıcak geçen günün ardından akşamı ve güneşte fazla kalmaktan oluşmuş vücut , özellikle omuz yanıklarını serinletiyor. Bir başka deyişle sıcaktan bunalanların yardımına koşuyor yaz akşamlarının o tatlı serinliği. Yürüyüşten sonra arkadaş grubu veya aile ile yazlığın bahçesinde oturulur , gece geç saatlere kadar kağıt veya okey tarzı oyunlar oynanarak vakit geçirilir. Bu arada içilen çaylar ve kahveler de susuzluğu gidermek için birebir. Ertesi gün normal bir iş gününe göre geç sayılabilecek bir saatte , 9.00-10.00 gibi kalkılır , hafif bir kahvaltı arkasından yine sahilin , kumsalın yolu tutulur. Keskin ve bunaltıcı güneşin altında geçirilecek bir gün daha başlar ve yukarıda bahsettiğim bir akşama benzer şekilde sonlanır yine. Mütevazi bir yaz tatili böyle 1 hafta ile 3 ay arası değişen süreler de böyle sürer gider. Bu arada yeni dostlar , arkadaşlar , aşklar edinilir , normalden farklı bir ortamda apayrı bir hayat yaşanır.
Tatil sonunda ise gerçek hayata , günlük yaşantıya , herkes kendi uğraşısına ve hayatına , çevresine geri dönüş yapar. Her zaman özlem duyulan bir yaz ortamından (geç kalkıp geç yatılan , güneş-deniz ve kum içerisinde geçen , doyasıya yenilen , içilen , serbestçe , özgürce hareket edilen vb) kalkıp günlük hayata , yaptığımız işlere geri dönmenin büyük hayal kırıklığını yaşarız , uzunca bir süre bunu kabullenemeyiz. Keşke der dururuz hep. Ama herşey orada kalmıştır , geride. Orada yaşanmış ve bitmiş şimdi ise burada yaşanacaklar vardır bizi bekleyen. Yaz keyfi , aşkları , yenenler , yapılanlar herşey orada kalmıştır. Bir sonraki sefere kadar kapatırız o odanın kapısını , yaza kadar bir daha açmayız orayı.
Burası yazları tam da tarif ettiğim gibi bir yer ancak bu soğuk günde sokaklarda 1 kişiye bile rastlamak mümkün değil. Sadece iş için gelmiş ve akşam burada konaklayanların , balık lokantalarında oluşturduğu bir kalabalık , kapalı kapılar ardında , buğulu camlardan içeride görünen.
Dalga seslerinin çınlattığı boş ve ıslak sokaklar ile cılız sokak ışıklarının aydınlattığı kaldırımlar şahit bu yazdıklarıma benden başka..

10 Ocak 2009 Cumartesi

İşte Hayatım...

Bugün ve geçen 1 haftadır hayatımda bir dönüm noktası benim için , özellikle son 2 senedir ve hatta belki bu yaşıma kadar uyuduğum uykumdan uyandım. Gözlerimi açtığımda gördüğüm ışık gözlerimi kör etti birden , sonra yavaş yavaş seçmeye başladım etrafımdaki dünyayı...

Gördüğüm manzara karşısında şok olmuştum. İçime çektiğim hava ile birlikte içimi, hayatımda ilk defa hissettiğim türden bir korku , çaresizlik , utanç ve mahcubiyet doldurdu. Kalbim hızlı hızlı atmaya başladı , sanki yerinden fırlayacakmış gibi , inanılmaz bir hız ile çarpan kalbim ve vücudumdan fışkırırcasına dökülen soğuk terler , ölüyorum zannettim. Göğsümde korkunç bir baskı , nefes alamıyordum , boğulacak gibiydim.

Tüm bunlar acımasız ve çığlak gerçeğin yüzüme, bedenime çarpışıydı. Artık gerçek dünyanın içinde nefes alıp veriyor , tüm benliğimle soğukluğunu hissediyordum. Aradan geçen 1-2 saate karşın hala aynı duyguları ve çarpıntıyı yaşıyor olmam beni endişelendiriyordu. Hala bekliyordum uyanacağım zamanı bu rüyadan ama ne zaman.. Geçen 1-2 sıkıntılı ve uykusuz geceden sonra anladım artık bu bir rüya değildi.

Kendimi , oyuncaklarını kırmış yerde yaptıklarını pişmanlıkla seyreden bir çocuk gibi , mahvettiğim hayatıma bakarken buldum. Ben nasıl oldu da böyle bir hata yapmış olabilirdim ? Ben , iyi okullarda okumuş , herşeyden önce kendimi devamlı geliştirmeye adamış , aklımın başında olduğunu düşündüğüm ben , nasıl olurdu da bu kadar cahilce bir hataya düşmüş olabilirdim?

Hayatta her zaman 2. bir şans olmaz hataları düzeltmek için. Benimde yoktu. Sığınabileceğim bir yer aradım , bulamadım.

Dışarı çıktım , evde içeride iyice bunalmıştım , sıcaktan ve havasızlıktan. Hava 3 derece filan olmalıydı. Sıkı sıkı giyindim , başıma beremi de taktım sahile doğru yola koyuldum. Karşıdan gelen insanlar dik dik yüzüme bakıyorlardı , birkaç kez yüzümü , beremi elimle kontrol ettim yanlış birşey var mı diye. Bulamadım. Herhalde ağlamaktan kızarmış ve şişmiş gözlerime bakıp , hayıflanıyorlar diye içimden geçirdim. Onlar hep mutlumuydu sanki? Onların hiç derdi yokmuydu? Olmamış mıydı? Hiç ağlamamışlarmıydı?

Hızlı hızlı sahile doğru yürümeye devam ettim. 5 dakika sonra ulaşmıştım deniz kenarına. Hava durgundu , rüzgar yok denecek kadar azdı. Yürürken göğsümün sıkışması ve sulu gözler devam ediyordu. Elimde değildi düşünmeden duramıyordum içinde bulunduğum durumu. Kurtulamıyordum ondan , peşimi bırakmıyordu bir türlü. Denizde bir grup yelkenli tekne başlarında hocaları ile eğitim yapıyorlardı. Beyaz küçük yelkenleri ile gölde gezinen kuğuları andırıyorlardı.

Deniz durgundu. Sessiz ve sakin. Karşıda adaları net bir şekilde görmek mümkündü. Arada birkaç yolcu gemisi sessizce uzakta yol alıyorlardı içlerinde sabırsızca bekleyen ve muhtemelen eşssiz kıyı manzarasını seyrederken ellerindeki çayları sıcak sıcak ısınmak için yudumlayan yolcuları ile birlikte. Yürümeye koyuldum Fenerbahçe'ye doğru. Fazla bir kalabalık yoktu. Kimisi köpeği ile çimlerde beraber oynuyor , koşuyor , kimisi bisikleti ile hızlıca yanımdan geçip gidiyordu. Diğerleri ise benim gibi soğuğa karşı iyice sarmalanmış , hızlı adımlarla yürüyor , bir yandan da suratıma dik dik bakmaya devam ediyorlardı yanımdan geçerlerken.

Günlerdir çorba dışında doğru dürüst bir şey yememden dolayı zayıf düşmüştüm. Yürürken bazen zorlandığımı hissediyordum , sanki olduğum yere yığılıp kalacakmışım gibi. Herşeye rağmen yürümeyi sürdürdüm. Çocuk parkında , annesi veya babası tarafından sallanan , mutluluktan çığlıklar atıp etrafa kocaman gülümsemeleri ile mutluluk saçıyorlardı. Kendimi hayal ettim birden çocuğunu sallayan babanın yerinde olmayı ne çok isterdim..

Devam ettim yürümeye , hava soğuktu oldukça. Parka vardığımda yürüyen 1-2 yaşlı çift ve kestanecinin dışında kimse yoktu. Çiftlerden bir tanesi oldukça yaşlı olmalarına rağmen , genç aşıklar gibi sıkı sıkı ellerini kenetlemişler , yüzlerinden mutlulukları ve huzur rahatça okunabiliyordu. Çok imrendim onlara. Acaba ben de beraber yaşlanabileceğim kişiyi bulabilecekmiydim? Ben de bu yaşlı çift gibi ilk günkü sevgi ve heyecanı yaşayarak ağır adımlarla ve huzur içerisinde yemyeşil ağaçların arasında doğaya ve aşkıma eşlik edebilecekmiydim?

Hızlı 1-2 tur attıktan sonra tekrar geri dönüş yoluna koyulmuştum. Yol üzerinde ilkokulum vardı. Sokağın başına geldiğimde o günlere geri gittim birden. Servise binişim , daha sonra okul bahçesinde durdum bir süre. Merdivenlerden inişim , sevinçle teneffüslerde binadan dışarıya fırlayışım , bahçede top aynadığım anlar gözümde canlandı. Ufaklığımı gördüm bahçede ip atlayan kızları kovalarken , ebelemek için bir sağa bir sola kovalarken arkadaşlarımı. Bahçede her gün sınıf sınıf sıraya girip , istiklal marşını okuduktan sonra yine tek sıra halinde sınıflara gidişim.. Hepsi gözlerimin önünde canlandı , o günlere geri dönmek istedim , keşke tekrar geri gidiğ herşeye yeniden başlasaydım , yeniden yaşama şansım olsaydı ve hatalarımı tekrarlamadan tertemiz bir sayfa açıp hayatımda bugün daha iyi yerlere gelebilseydim diye geçirdim içimden.

Herşeye rağmen gerçekle yüzleşmem gerekli , zaten istememek gibi bir seçenek de yok. Hiç durmadan yürümemden ve soğuk havadan dolayı iyice yorgun düşmüştüm. Başım dönmeye başlamıştı. Tatlı birşey yemek ve sıcak bir kahve içmek için girdim bir cafeden içeriye. Ağırlıklı lise yaşlarında bir sürü genç kızlı erkekli gruplar halinde oturuyorlardı. Aralarından bazılarının birbirlerine kur yaptıkları , grubun içerisinde hararetli konuşmalar ve gülüşmeler esnasında belli etmeden bakışlarından belli oluyordu. Masumhane hoşlanma belirtileriydi bunlar. En azından başlangıç için masum sayılabilir. Kendi yaşadıklarım geldi aklıma sıra beklerken kahvem ve bir dilim kekim için. Bizde bugün çoğu evlenmiş çoluk çocuk sahibi olmuş arkadaşlarımla birlikte o zamanlar cadde'de devamlı turlardık , her birimizin hoşlandığı bir kız vardı mutlaka okuldan. Onları görebilmek umudu ile saatler geçirirdik.

Eve döndüm sonunda , hala ağlama gel gitlerim devam ediyordu. Durup durup birden gözlerim doluyor hıçkırıklara boğuluyordum. Elimde değildi , hayat ne kadar güzeldi , yaşamaya değerdi , insanlar güzel ve mutlu şekilde dolaşıyorlardı. Herşey yolunda gibiydi. Oysa ben mahvetmiştim herşeyi , benim için hiçbirşey yolunda değildi , ben nasıl olurda böyle bir yanılgıya kapılıp hayatımı yok etmiştim , farkım yoktu sokakta dilenen çocuklardan cahillik olarak , onlarda aynı şeyi yapar bende yaptım işte. Bu kadar düşüncesiz nasıl olabildim? Nasıl üzdüm ailemi , bana güvenen , herşeyini vermiş artık benden birşeyler bekleyen onları? Bu yaptığım hiç affedilecek cinsten birşey değil.

Ama bu hayatımın dönüm noktası dediğim gibi. Çok kesin ve net olarak söyleyebilirim , bunu telafi eder etmez artık istediğim , özlediğim hayatıma geri döneceğim . Mutlu olarak , mutlu ederek ufukta parıldayan güneşe doğru son yolculuğuma çıkacağım..

8 Ocak 2009 Perşembe

Başlıksız...

Hayatımda bir dönüm noktası yaşıyorum , bu öyle bir dönem ki , var oluşumun bir açıklamasını bulamıyorum bir türlü.. Ne çevrem , ne arkadaşlarım , ne de bir başkası...

Sadece onlar benim tek varlığım , tek yaşama sebebim , tek aşkım , tek hikayem , tek var olma sebebim bu dünyada... Ailem..

Gecelerini gündüzlerine katarak , her fedakarlığı yapıp , yemeden içmeden yedirip içiren ailem benim varlığım. Benim her hareketimde , her nefes alıp verişimde onların emeği , onların eseri var. Beni ben yapan onlar , bir başkası değil.

Dünya da tek dostum , sığınabileceğim , beni koşulsuz seven , onlar.. Ben hak etmiyorum onları , oysa onlar yanlış bişey yapmadılar hiç , tam tersi insanüstü bir güç ve sevgi ile beni yarattılar , kendilerinden kaybederken bana kattılar..

Ama ben , onlar için bir üzüntü kaynağı olmaktan öteye gidemedim hayatım boyunca , sonuna kadar hak ettikleri gurur tablosunu yaşatamadım onlara. Defalarca uyarmalarına , benim için endişe etmelerine rağmen hatalarımın kurbanı , duygularımın belki de esiri oldum , hatalar yaptım.. Her defasında üzdüm onları , layık oldukları haklı gururu ve coşkuyu yaşamalarına fırsat vermedim.

En son hatam ise hem benim hem de onlar için büyük bir hayalkırıklığı ve üzüntüyü beraberinde getirdi. Çok kızdılar , üzüldüler , belki nerede hata yaptıklarını düşündüler... Ama yanıldılar , hata yapan onlar değil bendim..

Bana katlanmak zorunda değiller artık her ne kadar bu en son hatam , hayatımın dönüm noktası olsa da artık çok geç onlar adına. Ben ise hayatımda hiç olmadığı kadar tövbekar ve pişman oldum. Ama pes etmeyeceğim , ben galip geleceğim hayata karşı. Yılmayacağım , dibe vurduğum yerden hızla ve güçlenerek çıkacağım.. ancak uzun zaman alacak orası kesin , eğer bir muciza olmaz ise..

Kaybettiğim sadece para değil , onların bana olan güveni ve onlara yaşatamadığım o gurur tablosu .. Hayallerini çalmaya , onları mutsuz etmeye hiç mi hiç hakkım yok. Keşke geriye dönebilsem , herşeyi değiştirebilsem , yeniden inşa edebilsem yıktıklarımı , yerine koyabilsem her gurur ve mutluluk taşını , keşke doğduğumdan bu yana onları üzdüğüm her anı değiştirebilsem..

Benden ve herkesten çok mutluluğu hak eden aileme ...

2 Ocak 2009 Cuma

Yeni Yıl

Yeni başlangıçların müjdecisi taptaze umutlar içimi kaplıyor , eskiye ait kanserli karamsar çürük ruhumun üzerini kalın bir tabaka ile örtüyor. Onu sonsuza kadar gömüyor geçmişimin derinliklerine , orada kalacaklar bir daha haber alınmamak üzere , uyandırılmayacaklar yaşam boyu.

Her yeni yıl başlangıcı , hayatımda bir kilometre taşı benim için. Her ne olursa olsun , karşıma kim çıkarsa çıksın , beklentilerim , yaşama dair duruşum , çizgim , değerlerim uğruna verdiğim savaştan alıkoyamayacak beni. Her geçen yıl beni bir öncekine göre daha fazla yorsa da iyimserliğim , beklentilerim , hayat mücadelem büyük bir kararlılıkla ve azimle daha da güçlenerek devam edecek.

Söz verdim kendime .. Şartsız ve koşulsuz , amaçlarıma mutlaka ulaşacağım , daha iyi nasıl yapabilirim , daha iyi nasıl olabilirim , daha faydalı nasıl olabilirim ? Bunları yaparken daha mutlu nasıl olabilirim , daha mutlu nasıl edebilirim ? Daha daha daha.. Sonu yok bu daha'ların..

Akla gelebilecek en kötü senaryo bile ancak , benim mükemmel hayatımın daha da güzelleşmesi için , hayata karşı daha güçlenmem için bir araç olabilir.

Geçmişimi , daha büyük başarıların ve mutlulukların beni beklediği geleceğimin bir habercisi olarak görüyorum. Acısı ile tatlısı ile geçen günlerim bana ilerlemekte olduğumu hatırlatıyor , her geçen an bana gelecek ile ilgili fısıldıyor. Sabırsızlanıyorum beklerken yaşayacağım güzellikleri , mutlulukları , başarıları yanında belki hüzünleri , acıları ... ve tüm bunları paylaşacağım Onu..

31 Aralık 2008 Çarşamba

Bir Yılbaşı Akşamı

Pikaptan Albinoni'nin Adagio'su yükseliyor , odanın her köşesine ve kıvrımına dolanıyor , uzaklarda huzuru arayan ruhumun , akşamları dolu gözlerle , yıldızlar arasında hayallere daldığım penceremin kenarındaki koltuğumda , bıraktığı bedenime değiyor , teselli edercesine şefkatle okşuyor.

Soğuk bir kış akşamı , yalnızlıktan üşüyen ve titreyen bedenimi biraz olsun ısıtabilmek için sımsıkı dolandığım eski , battaniye bile denemeyecek bir şilte içerisinde ayaklarımı karnıma çekmiş , cenin pozisyonunda kıvrılmış oturuyorum koltuğumda.

İçerisi buz gibi soğuk , belki dışarısı daha sıcaktır buradan. Mutfaktan , koridordan süzülerek gelen çelimsiz bir ışık aydınlatıyor odayı. Dışarıda fırtınadan eğilen ağaçların dalları çarpıyor cama , arasıra dalıp gittiğim hayallerimden uyandırıyorlar beni.

Yılbaşı akşamı insanlar ailelerinin , sevdiklerinin , arkadaşlarının yanlarına yetişebilmek , bir an önce onlara kavuşabilmek , yeni yılı beraber karşılamak için acele adımlarla evlerine yetişmeye çalışıyorlar. Telaştan birbirlerine çarpıyorlar , kuvvetli esen rüzgardan siper ettikleri yüzleri yere eğik , sadece adımlarını seçebiliyorlar , önlerini görmeden ..

İçerisi o kadar soğukki , her nefesimde belli belirsiz bir duman çıkıyor , cam buğulanıyor. Buğu tanelerinin soğuduktan sonra damlalar halinde camdan aşağıya yavaş yavaş süzülüşlerini seyrediyorum. Sanki bu süzülen camdan , benim halime acıyan onun gözyaşları , karşımda oturmuş , gözlerimin içine bakıyor , umutsuzluğumu , çaresizliğimi ve kederimi benimle paylaşıyor. Bu yılbaşı akşamı beni yalnız bırakmak istemiyor , hüznümü paylaşıyor benimle.

Pikaptan Beethoven'in Ayışığı Sonatı yükseliyor. Direkt içime nüfuz ediyor , daha ağır bir hüzün kaplıyor içimi , ruhumu koparıp alıyor , taa uzaklara daha önce hiç görmediğim diyarlara götürüyor. Piano tınıları hızla bilinmeyene doğru yol alan ruhuma yol gösteriyor , sürüklüyor beni , akışına bırakıyorum yaşamı . Artık başka bir boyutta ve dünyadayım , yeryüzünü ve insanları seçemiyorum .. Tek başıma süzülüyorum havada , karşıma bir bir çıkıyor hayalkırıklıklarım , geçmişimle tekrar yüzleşmek zorunda kalıyorum , sertçe iterek aralarından geçmeye ve onlardan uzaklaşmaya çalışıyorum.

Nefret ediyorum herşeyden , özellikle insanlardan , yeryüzündeki en yaralayıcı ve tehlikeli türden , kişisel hırsları ve tatminsizlikleri uğruna bencilce başkalarını yaralamaktan asla çekinmeyenlerden.

Fırtınanın etkisi ile cama hızla vurmaya başlayan yağmur taneleri , bedenime geri çağırıyor uzaklardan ruhumu gelmesi için. Ben ise dönmek istemiyorum , uzaklarda yeni bir hayata başlamak istiyorum tüm kötülüklerden uzak , geçmişimden arınmak..

Yeni ruhlar tanımak istiyorum , yeni diyarlarda , herkes ile barışık , bir daha görmek istemiyorum hayatıma giren hiç kimseyi , yeniden başlamak istiyorum herşeye sıfırdan , yeniden büyümek , yeniden çocuk olmak , yeniden koşmak ve oynamak , yeniden yaşamak geçmişimde bıraktığım sevdiklerimle , onlarla konuşmak , onlara sarılmak , ağlamak , yeniden sevmek istiyorum , yeniden başımı omuzuna yaslamak , yeniden öpmek ve okşamak istiyorum.

Yeniden doğmak istiyorum ... Rodrigo'nun Concierto De Aranjuez , Adagio'su eşliğinde gecenin ıssız karanlığında ruhumun yapacağı yeni yolculuklara hazırlarken kendimi , aslında sevdiğim kimse olmadığını çevremde , ne kadar yüzeysel ve basit yaşadıklarını herkesin düşünerek , acıyorum onlara.

29 Aralık 2008 Pazartesi

Sanal Yaşamlar

Gün geçtikçe hayat sanal ortama kayıyor büyük bir hızla. Sanal ortamda alışveriş yapıyor , tanışıyor , konuşuyor , herşeyin sanalını satıp sanalını alıyoruz. Sanal mutluluklar peşinde koşuyoruz. Aslında var olmayan hedeflere koşuyoruz...

Romantik filmler seyrediyoruz , yalnızlığımızı , sevgiye olan açlığımızı filmin karakterleri ile bütünleşerek gideriyor , sanal hazlar yaşıyoruz , sanal hisler .. Sanki biz o anı yaşıyormuşuz gibi senaryo yaşamımızın yerine geçiyor. Avutuyoruz kendimizi , her bir filmin sonunda sanki bir aşk yaşamış ve bitirmiş gibi gözü yaşlı ve aslında yaşanmamış bir ilişkinin yorgunluğunu , hüznünü ve hayal kırıklığını yaşıyoruz. Hepsi sanal hepsi yaşanmamış , gerçek dışı. Düşler ile gerçekleri birbirinden ayırt edemiyoruz.

İkiyüzlüleşiyoruz.. Gerçek duygu ve düşüncelerimizi ifade edemiyoruz. İş yerinde patronumuza hatta evde sevdiğimize bile ikiyüzlü davranmaya başlıyoruz. Karşımızdakiler tarafından beğenilmek için kendi kişiliğimizin dışında bir "ben" yaratıyoruz. Hele bir de o "ben" ile sonuca ulaşıyorsak hayatın her kesiminde o "ben" i sahipleniyoruz. Başta kendimizi ve sahte "ben" i beğenen sevdiğimizi kandırıyoruz. Kendimizi beğendirmek telaşı içerisinde olduğumuzdan farklı gösteriyoruz..

Var olabilmek ve mutlu yaşamanın sırrı olarak , kurulmuş çarpık sistemin bir parçası oluyoruz ve gerekirse tepeye çıkmak için başkalarının üzerine basıyoruz.

Doğallığı kaybediyoruz. İçtenlik yerine sahte gülücükler var yüzlerimizde..

Dinlemiyor , dinliyor gibi yapıyoruz başkalarını..

Güven duygusunu kaybediyoruz , yok ediyoruz..

Paylaşımdan uzaklaşmaya başlıyoruz , saygıdan yoksunlaşıyoruz..

veee her daim hüzün , yakalamaya çalışırken aksine uzaklaşıyoruz hedeften , mutluluktan ve sevgiden..

- SON -

Oynayanlar
Sanal Kız
Sanal Erkek
Sanal Anne
Sanal Baba
Sanal Arkadaşlar
Acı
Keder
Kırık Kalpler

Yazan
Sanal "ben"

Yönetmen
Düşler ve Gerçekler

8 Aralık 2008 Pazartesi

Geçmiş ile Hesaplaşma

Geriye dönüp herhangi birşeyi değiştirme şansım olsaydı ne olurdu? Değiştirmek istermiydim ? Neyi değiştirirdim ? Sonuç ne olurdu ? Şu andan daha mı iyi yoksa daha mı kötü ? Kalbim kırık birisi mi olurdum ? veya bir başkasının kalbini mi kırmış olurdum ?

Bugün yatağımda uzanmış bir yandan da eski albümlerimi karıştırıyordum bilgisayarımda.. Dedim ya , eskilerle uğraşmamak lazım belki de ama engel olamadım kendime , onları tekrar görmek istedim , özledim onları , ne yapıyorlar merak ettim , şu anda nerede olduklarını bilmeden iyi olmalarını diledim içimden.

Yüzümdeki ve onların yüzlerindeki sevinci , coşkuyu , sıcaklığı gördüm. Gözlerimizin içi gülüyordu . Ne kadar da mutlu ve samimiydik o an , tüm sıcaklığı ve gerçekliği ile içimde yeniden hissettim , tekrar yaşadım o anı tüm coşkusu ile..

Uzun zamandır haber alamadım senden ,bilmiyorum neredesin , ne yapıyorsun.. Yatağımın yanı başındaki pencereden karanlık gökyüzüne doğru baktım. Kim bilir neredesin diye içimden geçirdim. Ruhen burada olmasan da biliyorum orada bir yerlerdesin , mesafe olarak uzak ama seninle aynı gökyüzüne , aynı yıldızlara bakıyoruz , aynı anı paylaşıyoruz yine de..

Piyano tınıları yükseliyor radyodan , dalıyorum gökyüzüne bakarken , yıldızlar senin yüzünün şeklini almış , göz kırpıyorsun bana , hiç unutamadığım gülümsemen arkasından geliyor. Dalga geçer gibisin sanki , üzülme der gibi , ben buradayım , ağlama artık der gibi..

Resmine bakıyorum , o anki mutluluğunu gözlerin ele veriyor , lunaparkta dönme dolaba binmek için sırada sabırsızlanan , heyecanla annesinin elini çekiştiren bir çocuk gibisin. Hayatı bir an önce yaşayıp tüketmek ister gibisin , sabırsız.

O resimi çektirdiğimiz anı hatırlıyorum tüm çıplaklığı ile , 10 yıl olmuş dile kolay. Neler planlamıştık , ne hayaller kurmuştuk. Ufak bahçesi olan mütevazi bir evimiz olacaktı. Sabah günün ilk ışıkları ile uyanıp bahçede çimlerin , çiçeklerin tertemiz kokusunu içimize çekecek , güneşin ağır ağır doğuşunu seyredecektik , doğanın uyanışına tanıklık edecektik sandalyemizde masmavi gökyüzüne bakarak birbirimize sarılacak ve tanrıya beraberliğimiz için şükredecektik.

Şu an ise tanrıya isyan ediyorum seni benden ayırdığı için. Niçin , neden böyle olması gerekiyordu ? Neden hep hayat kazanıyor ? Neden sen de bir başkası değil ? Ne istedin bizden , neden ayırdın bizi , neden ?!!!

Herşey sonsuz gibi geldi o an , seninle hiç ayrılmayacağımızı , hayata tek vücut , tek ruh olarak devam edeceğimizi , beraber yaşlanıp , beraber aynı anda öleceğimizi düşündüm.

Yanıldığımı anladığımda ise artık çok geç olmuştu. Hep kendimi suçladım durdum yıllar boyunca , hala da suçlarım niye seni daha fazla sevmedim , niye her saniyemi seninle birlikte geçirmedim , niye kıymetini sensiz kaldıktan sonra anladım , niye beraberliğimizin sonsuza kadar süreceğini düşünerek yapmak istediğim o kadar çok şeyi erteledim..

Beni gördüğünü , duyduğunu biliyorum miniğim , bana bakıp birşeyler söylüyorsun oradan ama ben seni duyamıyorum. Seni üzmek istemiyorum üzüntülü halimle , toparlanmalıyım. Sen de beni mutlu görmek isterdin hep. Benim hüznüme şahit olmanı , beni böyle görüp senin de üzülmeni istemem.

Duşa girmeye karar veriyorum yatağımdan kalkıp. Suyu açıyorum yavaş yavaş akışını , bedenimde hissediyorum. Mutluluk veriyor bana. Başımdan aşağı akan her bir damla , gözyaşınla beni sarıyorsun , çok mutlu ediyor beni , dokunuşlarını yeniden hissetmek , bana huzur veriyor parmaklarının.

En çok da ellerini severdim o ipeksi dokunuşunu , yumuşacık tenini çok özledim bebeğim. Parmaklarını yüzümde dolaştırırdın yavaşça sanki bir körün elleri ile dokunarak yüz çizgilerimden anlamaya çalışması nasıl bir görünüşüm olduğunu. Neler düşündüğünü çok merak ediyorum ellerin yüzümdeyken. Ben ise o an hiçbir şey düşünemiyordum , sadece senin parmaklarını hissetmenin tadını , keyfini çıkartmaya çalışıyordum. Sanki bana o dokunuşunla gizli bir güç , gizli bir enerji veriyordun. Birden kendimi süperman gibi hissediyordum , yapamayacağım , başaramayacağım hiçbir şey yok gibi geliyordu. Müthiş bir enerji ve yaşam sevgisi ile doluyordum.Bambaşka birisi oluveriyordum senin ellerinde..

Sabahları uyandığımda senin nefesini yüzümde hissetmeden olmuyor miniğim. Uyurken seni seyretmeden , o bedenin içerisinde nasıl harika bir insan olduğunu düşünmeden, gözlerini açıp beni gördüğünde yüzündeki o gülümseme olmadan geçmiyor bu hayat.

Çevremde ne kadar güçlü görünürsem görüneyim , sensiz çok güçsüz hissediyorum. Koşulsuz teslim olduğum , en ufak bir şüphe etmeden güven duyduğum ve hayatta sadece kendim gibi davrandığım , düşündüğüm tek kişi sendin. Artık çok geç olsa da , biliyorum yine de beni duyuyorsun. Artık kıymeti olmasa da seni herşeyden çok , dünyada eşi benzeri görülmemiş bir sevgi ile sevemediğim , yetersiz kaldığım için , seni yeryüzünde hiç bir canlının göstermediği kadar hak ettiğin bir sevgi ile kucaklayamamış olduğum için özür diliyorum miniğim , affet beni.

Huzur içinde uyu...

1 Aralık 2008 Pazartesi

Miniğim

Her gün , her dakika , her saniye seni düşünüyorum aşkım . Hayalinle yaşıyorum. Eskiden olduğu gibi karşılıklı oturmuş , doğum günümde bana hediye ettiğin ikiz kupalarımızı avuçlarımızın içerisine almış ellerimizi de ısıtarak çaylarımızı yudumluyoruz. Gülümsüyoruz birbirimize . İkimizin de gözlerinin içi gülüyor , ağzımızdan kelimeler çıkmadan gözlerimizle konuşuyoruz , hikayeler anlatıyoruz birbirimize.

Az önce dışarıdan gelmiş , soğuktan titriyoruz hala , ısınmak için çaylarımızı içiyoruz. Burnun dışarıdaki soğuğun etkisi ile kıpkırmızı , gözlerin hafiften yaşlı , durmadan gülümsüyorsun , çok tatlısın. Sen içimi ısıtıyorsun , nefesimi kesiyorsun , seninleyken unutuyorum herşeyi , bilincimi yitiriyorum adeta. Dalıp gidiyorum , aptallaşıyorum. Korkuyorum , ürküyorum bir yandan , herşeyin olduğu gibi seninle geçirdiğim bu güzel anların sonunun gelmesinden. Asla bitsin istemiyorum aşkım asla . Sana hep çay demleyeyim , seni ısıtayım , sana bakayım , hep benimle kal istiyorum.

Çayını bitirdikten sonra mutfağa gidişini arkandan izliyorum , bana yemek için birşeyler hazırlamak istiyorsun. Sana eşlik ediyorum , bende geliyorum yanına. Ocak başında yemeğimizi pişirirken sana sarılıyorum arkandan , yanaklarına , boynuna masum minik öpücükler konduruyorum.

Sonra birden tiremeye başladığını hissediyorum , üşüdüğünü düşünüyorum ama yanılmışım. Ağlamamak için kendini zor tutuyorsun , gözlerin ele veriyor hüznünü , içleri dolmuş , 1-2 damla süzülmeye başlamış bile. Sımsıkı sarıyorum seni , kulağına bi öpücük , gözlerine de.. Bayılıyorum seni öpmeye , okşamaya , doyamıyorum gözlerinin içine bakmaya , utanarak gözlerini benden kaçırmanı ve kafanı göğsüme yaslayarak beraber sessizliğe kendimizi bırakışımızı dakikalar saatler boyunca hiç kımıldamadan ...

Gözlerimi açtığımda soğuk bir odanın ortasında kırık bir koltukta , üstüme battaniyeyi çekmiş , perdenin aralığından soğuk bir ışık odayı dolduruyor. Olabildiğince yapışkan , soğuk , ruhsuz ve kirli bir hava var ortada. Televizyon açık hala , akşamdan kalma. Ev pislik içerisinde , temizlik görmemiş haftalardır , heryer toz , üşütmüşüm deli gibi öksürüyorum , çok çaresiz ve yalnız hissediyorum kendimi. Doğru dürüst yemiyorum bile , dolap bomboş , canım da istemiyor ayrıca.. ölmek istiyorum , hala niye yaşıyorum ? niye nefes alıyorum ? niye ? kimin için ?

Kendime hayrım yok , başkasına da zararım dokunmasın , kafamda tek birşey var o da sensin aşkım. Hep seni düşünüyorum , senden uzak olmak çok zor , tarifi zor acılar içerisindeyim , sanki birisi kalbime ucu sivri bir bıçakla darbe üstüne darbe indiriyor. İçim yanıyor , ağlamaktan göz pınarlarım kurumuş , susuzluktan dudaklarım çatlak , gözlerimin altı mosmor , burnum da akıyor kıpkırmızı soğuktan. Bittim ben , yokum artık , nefes bile almakta güçlük çekiyorum. Halbuki sen olsaydın şimdi yanımda , bana bakardın , çay demlerdin , sımsıkı sarar donmuş yüreğimi ısıtırdın.

Seni düşünüyorum her an , acaba şu an ne yapıyorsun ? Kiminlesin , ağlıyormusun , gülüyormusun ? Mutlumusun ? Herşey yolunda mı ? Hayal ettiğin yaşama kavuştun mu ? Sen de benim seni düşündüğüm gibi beni düşünüyormusun ?

Seni düşünerek , günlerim geçiyor , sulanmamış , sevgiden yoksun bir çiçek gibi her geçen gün daha da soluyorum sevgilim , sensiz olmuyor miniğim...

Yaşamayı Reddediyorum

Seni kazanmak için ne yapmalıyım ? Senin de beni sevmeni nasıl sağlayabilirim ? Seni ne kadar sevdiğimi , sana ne kadar değer verdiğimi anlamanı istiyorum ama nasıl ?

Cevap çok basit aslında , bunu asla başaramayacağım..

Hayır , kabul edemem bu cevabı , kabul etmiyorum sensiz bir hayatı , yalnız ve hüzün dolu geçecek günleri , kabul etmiyorum senin sıcaklığını , nefesini hissetmeden , gözlerinin içerisinde kaybolmadan yaşamayı , sana dokunmadan , kokunu duymadan , sesini işitmeden , saçlarını okşayarak başını göğsüme yaslamadan , beni sana hapsetmeden yaşamayı , kabul etmiyorum...

Ne olursa olsun , uyandığımda yanımda seni görmeden , işe giderken sana sarılıp öpmeden , bütün gün hayalinle yaşamadan , akşamı sabırsızlıkla bekleyip koşar adımlarla aşk yuvamıza geri dönemeyeceğim bir hayatı reddediyorum. Bütün yorgunluklarımı unutturan o güzel yüzünü görmeden , her gün sanki yıllardır uzakmışızcasına sana sımsıkı sarılmadan , başını dizlerime yatırıp saçlarını okşamadan geçen bir hayatı istemiyorum.

Televizyonun karşısında , kanepede , gün batışında , çocuklarımızla koşup oynarken , evde , yolda , deniz kıyısında , bir otel odasında , sokakta , arabada , gün doğuşunda , yapraklar dökülürken , kışın , baharda , yazın , sonbaharda , parkta bir bankta , çimlerde yuvarlanırken , uzanmış gökyüzünde yıldızların arasında kaybolurken , heryerde senin elini tutmak , yanımda olmanı , beraber yaşlanmayı , ölmeyi , aynı yere gömülmeyi ve berberliğimizi sonsuza kadar kimsenin gitmediği yerlerde ölümsüzleştirmeyi, tek vücut , tek yürek olmayı hayal ediyorum.

Hayalden öteye gitmesi , gerçekleşmesi ise sana bağlı miniğim , sadece senin ufak bir göz kırpışına , onaylamana bağlı , gerisini bana bırak , herşey çok güzel olacak minik prensesim , seni yeryüzüne gelmiş en mutlu insan yapacağım söz veriyorum , yeterki iste bebeğim , yürekten ve koşulsuz iste...

Sessizlik

Sessiz kalmanın , sessiz olmanın neresi yanlış ? Rahatsız eden ne ? Sesli olduğumuzu düşünerek , fazla konuştuğumuz zamanlar daha mı iyi iletişiyoruz karşımızdaki ile ? Daha mı iyi ifade ediyoruz kendimizi ?

Hayır bence tam tersine , laf kalabalığı. Sessiz kalmanın , sessizlik ile cevap vermenin taşıdığı anlam , ifade , yük herşeyden daha fazla. Sessiz kalındığı zaman kesin olarak bilemeyiz karşımızdakinin ne düşündüğünü , ne demek istediğini , hissettiğini bize söylemediği için.

Sessiz kalarak duygularımızı , konuşarak basit 1-2 kelimeye hapsetmekten kurtarıyoruz , onları kutsuyoruz , bırakın oldukları gibi kalsınlar , huninin daralan ağzına girerek hacmini kaybeden nesneler gibi kısıtlamadan bırakın özgürce etrafımızı sarsınlar , fütursuzca dolaşsınlar , el ele kol kola , sarmaş dolaş , edepsizce , diledikleri gibi , içlerinden geçeni yapsınlar .

Etrafa aldırmadan , gerektiğinde elbet verilecek en iyi cevap bazen büyük bir sessizliktir , anlayana...

Anlamayana sessizlik bile çok , bırakın o bildiğini yapsın , üstünüze gelsin , sizi kışkırtmaya çalışsın . Amacına ulaşmasına asla izin vermeyin , asla onun istediği gibi cevap vermeyin ona , sessiz kalmayı yeğleyin , sessiz kalarak hem ona en iyi cevabı verin , hem de duygularınızı , nefretinizi , kininizi , sevincinizi , coşkunuzu serbest bırakın istedikleri gibi dolaşsınlar , salıverin etrafa. Bırakın onlar karar versinler ne yapacaklarına , siz düşünmeyin hiç , salın onları özgürce etrafa , gerisini onlar hallederler..

30 Kasım 2008 Pazar

Geride Kalanlar

Bırakın onları geride , olduğu yerde kalsınlar. Rahatsız etmeyin onları , geriye dönüp tekrar hatırlarını sormayın , sorgulamayın niye diyerek. Hayatın kilometre taşlarını yerinden oynatmayın . Rollerini tamamlamış , hayatımıza renk , değer katmış ve görevlerini tamamlamış onlar. Bırakın emekliliğin tadını çıkartsınlar , bırakın serbestçe düşünsünler , kendi muhasebelerini yapsınlar , kendileri ile yalnız bırakın , uğraşmayın onlarla.

Herşey geçti , bitti artık. Geçti.. Bırakın onları , peşinizden gelmesinler , yüz vermeyin sakın. Umutlandırmayın , kendi kaderleri ile yalnız bırakın onları. Geçmişten günümüze zaman içerisinde yolculuk edip , ait olmadıkları bir zamana sahip olmalarını , bozmalarını , etkilemelerine izin vermeyin, zamanın aktörlerine karışmalarına ...

Tıpkı sonbaharda sararıp solan ve artık beslenemediği için dalından koparak giden yapraklar gibi.. Onlar baharda yeşerip çiçekler açarak hayatımıza renk kattılar , rüzgarda salındılar , selamladılar bizi , baharın gelişini müjdelediler bizlere. Sadece baharın gelişini değil , umut ile dolmamızı sağladılar , kimilerimize daha derin anlamlar , ifadeler kattılar belki. Kimimiz için ise sadece havaların ısınacağını müjdelediler. Yaşam coşkusunu hatırlattı belki , belki bir birlikteliğin yaklaştığını , okulun bittiğini , denizi , güneşi , tatili , güzel yaz günlerini , boğazda yenen bir yemeği , deniz kenarında martıların uçuşunu ve gemilerin geçişini seyrettiğimiz o anları hatırlattı kimimize de. Ama zamanı geldiğinde sonbaharın , soğuk kış günlerinin haberini verdi... ve kopup gitti , görevini tamamlayarak. Yerini yeni aktörlere , yeşermesi için yeni umutlara bıraktı.

Artık geride kaldı , hayatınızda iyisi ile kötüsü ile geçen anılarınızı müjdeleyen , haberdar eden karakterler görevlerini tamamlayarak , hayatınızdan kopup uçtular güçlü sonbahar rüzgarına kapılarak. Artık yok onlar , sadece birer anı olarak hafızalarınızda yerlerini aldılar bir film karesi gibi şeridin içerisinde.

Geriye dönmek yersiz , gereksiz. Onlar artık cansız , yapacakları birşey kalmadı sizin için. Ama yenileri yolda , geliyorlar , hatta geldiler. Ama siz ? Siz nerdesiniz ? Kapınızı çalıyorlar , duymuyormusunuz ? Siz yoksunuz , çünkü siz geçmişe gittiniz ve onu uyandırmaya çalışmakla meşgulsünüz. Ah keşke burada olsaydınız da kapınızı çalan geleceğin habercisini duyabilseydiniz. Neler kaçırdığınızın farkında değilsiniz...

15 Kasım 2008 Cumartesi

Yalnızlık

Haksızlık etmek istemem kimseye ancak hepimiz genelde kötü , zor anlarımızda içimizi dökecek birisine , fırtınada sığınacak bir limana ihtiyaç duyarız.. Bu suçlanmayı gerektirecek yanlış bir davranış değil elbet , hiçbirimiz dışarıdan göründüğü gibi değiliz. Dışarıda , topluluk içinde genelde çevremize karşı mutlu görünür , zorlayarak da olsa gülücükler dağıtır , kalıplaşmış ince espriler ile maskelediğimiz hüznümüzü , dertlerimizi bastırarak , (aslında olmayan) mutluluğumuzu diğerlerine de bulaştırmaya çalışır bir görünüme bürünürüz.

Birçoğumuz günün dertlerini , yaşam zorluklarını ve stresini unutmak için derin düşünmez , daha yüzeysel ilişkiler yaşayarak , konuşmalar yaparak sanki hiçbir şey yokmuş gibi davranırız. Herşeyi kafaya takmanın da bir yararı olduğunu savunmuyorum kesinlikle. Ancak an gelir artık bastırdığımız , görmezden gelerek içimize attığımız problemler , incinmelerimiz , duygularımız , hislerimiz su yüzüne çıkar. Bu anlarda daha hassas , kırılgan ve yanlız hissederiz kendimizi.

Sosyal bireyler olduğumuz kadar bir o kadar da bencilizdir aslında. Paylaşmaktan yoksun , çoğu zaman belki içinde yaşadığımız , fırsatçıların ağırlıkla hüküm sürdüğü bu dünyanın etkisi ile kendi çıkarlarımızı ön planda tutma eğilimindeyizdir. En basit günlük bir davranışta bile hep kendimizi ön plana çıkartmaya çalışır , korkunç egomuza teslim oluruz , onu bu şekilde günden güne büyütürüz de belki.

Giderek birbirimizden uzaklaşır , içimize kapanırız her ne kadar aynı binalarda yaşasak , çalışsak da. Körlük oluşur bir zaman sonra çevremizdekileri görmeyiz aslında , onlara aldırmayız. Sonuçta hepimiz kaçınılmaz bir yanlızlığa , depresyona doğru sürüklenmeye başlarız. Buradan çıkmak için çabalarımız , bataklık misali , daha da gömülmemize ve aslında kendimizi dışarıdaki hayattan , diğer bireylerden soyutlamamıza sebep olur.

Herşeyden önce kendi vücut ve ruh sağlığımızın iyi , yerinde olması , kaliteli , kendimize ve çevremizdeki sevdiklerimize karşı olumlu , pozitif bir hayat yaşayabilmemiz için şart. Problemlerimizin çözümünü hep dışarıda , bir başkasında aramamalıyız , kendimizi bu hassas anlarımızda başkasının kollarına teslim etmemeliyiz. Paylaşmalıyız elbet , ancak çözüm kendi içimizde her zaman. Paylaşım kendimizi geçici bir süreliğine de olsa iyi hissetmemizin dışında , değişik tecrübelerden , fikir ve bakış açılarından ilham almamızı sağlar. Bunların ışığında kendi çözümümüzü kendimiz yaratmalıyız.

Kendi çözümümüzü kendi içimizde aramak da yalnızlığa , bireyselliğe hizmet eden bir düşünce olarak algılanabilir elbet. Ancak tabi ki kendi hayatımızın yönünü de başkalarının belirlemesine izin vermemeliyiz. En azından kararları kendi insiyatfimiz , duygu ve düşüncelerimize istinaden vermeliyiz. Bu duygu ve düşünceler elbet çevremiz ile şekillenir , olgunlaşır.

Hepimiz aslında çok yalnızız bu dünyada , her ne kadar 24 saatimizi eşimizle , çocuklarımızla , iş arkadaşlarımızla , tanımadığımız bir dolu insanla aynı ortamda geçirsek de aslında kabul etmeliyiz yalnızız. Durup bir düşünelim , kafamızı günlük sorunlardan uzak tutarak sakin ve boş,sessiz bir kafa ile düşünelim.

Çok azımız aslında gerçekte , bu yalnızlığını paylaşmayı başarabildiği bir yeni yaşam (hayat arkadaşı) bulabilmiştir. Etrafımıza baktığımızda birçok ilişkide hep gizliden gizliye süre gelen bir çekişme , kavga , yarış yaşanır. Çünkü bu, aslında sözünü ettiğim şekilde gerçek bir paylaşım veya hayat arkadaşlığı değildir. Sadece içine düşülen yalnızlık denizinde boğulmaktan kurtulmak için tutunulan zayıf bir dal parçasıdır. Bir süreliğine sizi su yüzünde tutar ancak daha sonra giderek sertleşen hava koşullarında sizi artık su yüzünde tutamaz ve kaçınılmaz son.. Suyun altında büyük sessizlik ve tekrar su yüzüne kendi çabaları ile çıkmayı başaranlar için hayatında yeni bir sayfa , yeni bir başlangıç olur.

Her ne olursa olsun Yalnızlık , yaşamın en büyük hastalıklarından birisidir. Ruh ve vücut sağlığının bozulmasına , sağlıksız bir hayat sürmemize sebep olur. Aşırı bulaşıcıdır. Sonuçları bizi olduğu kadar çevremizi de etkilememize sebep olur ve böyle süregelen bir yalnızlık dalgasına sebebiyet verir. Mutsuzluk yayılır..

Tek çıkış yolu ise , içimizde ya birşey olursa korkusu ile hapsettiğimiz , başkalarına göstermekten çekindiğimiz , kaybedersek asla bir daha bulamayacağımıza inandığımız , sevgi nin dışarı çıkmasına izin vermek , başkalarına da bunu bulaştırarak , yalnızlık ı tedavi etmektir...